Ben tam, Ömer Seyfeddin’in genel ahlâk değerlerini “bilimsel değil” diye reddedişindeki vahameti anlatmaya çalışırken, Finlandiya’da korkunç bir cinayet işlendi. 22 yaşında bir genç, öğrencisi olduğu okula girip on kişiyi öldürdü ve intihar etti. Saari’nin Sosyal Darwinizmi benimsediği, dünya televizyonlarında defalarca belirtildi. Önünde Humanity is overrated (İnsanlığa gereğinden çok değer biçiliyor) yazılı t-shirt’üyle çekilmiş videoları yayınlandı. Bu konuda Türkiye’de yapılan haberlerde ise, bu çarpıcı ideolojik ayrıntılar hemen hiç yer almadı. Oysa işte, toplumu ve insanlığı bir arada tutan, birlikte yaşamayı mümkün kılan bağlardan kendini “kurtarmış” bir canavarın neler yapabileceği, karşımızda duruyor.
Bir dönemin edebiyatında çokça rastlanan bu tür canavarlardan biri de, Beyaz Lâle’deki Binbaşı Radko’dur. Primo: Türk Çocuğu Ömer Seyfeddin’in teorik bakımdan en komple, en programatik hikâyesiyse, Beyaz Lâle de en saf ve mutlak nefret öyküsüdür denebilir. Erken dönem Türk (İttihatçı) milliyetçiliğinin inşası açısından, Ömer Seyfeddin’in iki grup hikayesi dikkat çeker. Birinci grupta, “sosyal zaman”da (social time) kurgulanmış korku ve nefret öyküleri yer alır: Nakarat, Hürriyet Gecesi, Hürriyet Bayrakları, Tuhaf Bir Zulüm, İki Mebus, İrtica Haberi, Mehdi, Mehmâemken, Primo 1 (Nasıl Doğdu), Primo 2 (Nasıl Öldü), Bomba, Ashab-ı Kehfimiz, Bir Çocuk: Aleko. Hepsinin genel bağlamı, 1908-18 arasında imparatorluğun Rumeli’den çekilişidir. Dolayısıyla “öteki”ler, Balkan ve Kafkas milliyetçiliklerinin temsilcileridir (Büyük Devletler ya hiç görünmez, ya da çok arkalarda kalır; olsa olsa imâlara, dolaylı atıflara konu olur).
Yazının devamını okumak için tıklayın.