(Not 1 : Antik dünyanın “yedi harika”sından Efes’teki mermer Artemis tapınağını, İÖ 356 yılının 20 Temmuz günü Herostratos adında bir genç, sırf meşhur olmak uğruna ateşe vermiş. Karşılığında idam edilmekle kalmamış; adının anılması dahi suç sayılmış ve ölüm cezasına bağlanmış. Böylece, o kadar korktuğu unutuluşa gömülmek istenmiş. Ne ki bu yasak, Sakızlı Theopompus’un (d. İÖ 380?) düştüğü kayıtla delinmiş. Günümüzde “[H]erostrat kompleksi” ne pahasına olursa olsun şöhret peşinde koşmak anlamına geliyor.)
(Not 2 : Roma’da adını anma yasağı, Senato kararıyla eski politikacı veya imparatorların “anısının lânetlenmesi” biçimini alıyor :
damnatio memoriae. Mallarına el konuyor, isimleri kayıtlardan siliniyor, heykelleri değiştiriliyor. Ama mahkûmun anısını yaşatacak birileri daima çıkıyor. Günümüzde ise bilgi kanalları alabildiğine çoğaldı. İster Ermeni soykırımı; ister “tek parti” diktatörlüklerinin fotoğrafları rötuşlanan muhalifleri. Dürüst tarihçilik mutlaka gerçeklere ulaşıyor.)
Perşembe günü yerim yetmedi, olası bir “cinnet güncesi” veya “saçmalıklar defteri”ni yeterince örneklemeye. Zaten 5000 vuruşluk hangi köşe bunlarla başa çıkabilir ? Öte yandan, öyle bazı müstesna vak’alar var ki, özel itina ve ihtimam gerektiriyor. Murat Bardakçı’nın durup durup Murat Belge’ye saldır(tıl)ması gibi.
Sorun bununla bitmiyor tabii. Bir de
Habertürk’ün bu tecavüze arka çıkması var. Üstelik oradaki tarz daha da çirkin. Fatih Altaylı gazetesinin “özgürlükçü” olacağını va’detmişti. Ama “Ya Bismillah” deyip alışılmış “Soros parası” ağızlarıyla Murat Belge’ye girişmek, bundan böyle özgürlükçülük açısından pek umut vermese gerek.
Acaba ne var bunun ardında ? Murat’ın [tabii Belge] kişisel ve genel dinamikler konusundaki tahliline de katılıyorum. Bardakçı’nın zembereğini kuran, herhalde kendi nefret ve düşmanlığı. Ama bu, başka determinasyon ve sosyal seleksiyon mekanizmalarına denk düşüyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.