Ya da [Parentez-19] ve [Giritliler-10]. Ya da niçin, bütün T.C. vatandaşları Türktür lâfzının biraz altında, toplumun bütün gözeneklerine nüfuz etmiş, “bilinçsiz,” teorisiz, spontane bir ırkçılığın yattığı.
İlk defa Burhan Şenatalar’ı eleştirirken değinmiştim: 1923-38 yılları ne zaman eleştirilecek olsa, bazı mahçup Atatürkçüler hemen “dönemin koşulları”nı hatırlatır. Fakat nedir bunun anlamı? Bir mazeret midir, “her yerde dikta rejimleri vardı, dolayısıyla bizde de olması normaldir, o kadar da kötü sayılamaz” kabilinden? Ya da tersine, iki savaş arasının diktatörlük ve totalitarizmlerini karşılaştırmalı olarak inceleme çağrısı mıdır? Anti-demokrasi çoğu yerde ağır basıyorsa, Türkiye’dekini daha mı meşru sayacağız? Avrupa’da etnik temizlik ve soykırımın kol gezmesi, Lozan “azınlık”ları ile Kürtlere yapılanları kabul edilir mi kılacak? (Geçersiz itiraz, 4 Şubat; Bu da benim noktam, 6 Mart 2010.)
İnsanlar, siz bilmiyorsunuz ama bu sorular benim adamakıllı canımı yakıyor, çünkü ben de hep böyle düşündüm yıllar yılı. Komintern Komünizmi içinde büyümüş bir solcu, gayet ortodoks Millî Demokratik Devrimci ve Maocu olarak, Kemalizm’e her türlü krediyi açmaya son derece hazırdım. Bunun bir örneği, Türk Tarih Tezini dahi mazur görmeye ne kadar yatkın olduğumdur. İlber Ortaylı, henüz daha ciddiye alınabilecek gibi bir tarihçiyken, ama tabii o da 1960’ların Kemalizan solculuğunun etkisindeyken, TTT çılgınlığını “dış şartların irili ufaklı Avrupa uluslarını aşırı-ulusalcı tarih tezlerini benimsemeye” zorladığı “iki cihan savaşı arasındaki çok acaip dünya”ya bağlayıp hafifletmişti (Gelenekten Geleceğe, 1982, s.
Yazının devamını okumak için tıklayın.