Ya da [Parentez-15] ve [Giritliler-6]. Ya da bazı ipuçları, Türkiye Türklerinin (Yalçın Küçük ve Soner Yalçın’ların pek akıl etmediği) asıl gizli tarihine dair.
Karaman ovasında bir timarlı sipahi ile başlayan istisnasız bütün Girit aile tarihleri uyduruk değildir, kuşkusuz. Elbette böyle bir yığın hakikî öykü de vardır, ama bunlar, tam da gerçeklikleri ve dolayısıyla saygınlıkları nedeniyle, başkaları için bir örnek, bir model rolü de oynamış olabilir. Örneğin bizimkilerin durumu belki böyle (belki değil).
Bu şüphede spesifik bir nedenin de biraz payı var.
Fast forward yapalım; (gerçek veya hayalî atamız) Yeros Çelebi’den sonraki kuşakları ve iki yüz küsur yılı hızla atlayıp, gelelim 1870’ler ve sonrasına. Girit’in neresinde, geleceğin Berktay’ları ve Kösemen’lerinin oluşturduğu, çeşitli yan kollarıyla alabildiğine geniş bu aile? Babaannem Ülfet Hanımın ve 7-8 (hepsi kendinden küçük) kardeşinin babası İlhami Efendi ile annesi Zehra Hanım; büyükbabam Halil Nâmık Beyin ve iki (kendinden büyük) kardeşinin babası Hasan Efendi ile annesi Atike Hanım, Rea Galanaki’nin insanın içini sızım sızım sızlatan İsmail Ferik Paşa’nın Hayatı (1989) romanının trajik tırmanışına da konu olan 1866 isyanı dolaylarında, adanın hangi köşesinde karşımıza çıkıyor?
Girit’in nüfusu yarım milyonu bulmaz. Bunun da büyük kısmı, İtalya, Yunanistan, Ege ve Anadolu gibi ticaret ve uygarlık alanlarıyla hep yoğun ilişki içinde olan kuzey kıyısında yaşar. Güney ise bu “Avrupa” trafiğinden uzak ve daha çok Afrika’ya dönüktür ki bu, tarih boyunca Arap korsanlığına da çok açık olmuş olması anlamına gelir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.