Ya da [Parentez-21] ve [Giritliler-12]. Türk ırkçılığının (veya özellikle ırkçı damarıyla Türk milliyetçiliğinin, bugünkü Türkiye Türklerinin gerçek kökenleri hakkında neleri görmediği ve göstermediği. Sathın altında, ırkçı nefret ve düşmanlıkları nasıl yaşattığı.
Kemalizmin iç çelişkisini sergilemek için su katılmadık bir Atatürkçünün tanıklığına başvuracağım : Nusret Hızır’ın önderliğindeki Felsefe Kurumu’nun “Türkiye’de Tarih Eğitimi” konusuna ayırdığı Kasım 1975 seminerinde, yani bundan 35 yıl önce, Enver Ziya Karal’ın söylediklerine. Nüanslı ifadelerle, Atatürk de, Türk milletini Cumhuriyeti kuran Türkiye halkı diye tanımladığı halde, “buradaki insanların kaynağını aramaya gidince... tâ Orta Asya’ya kadar gidip, insanların oradan dünyaya dağıldığını ve medeniyetin oradan çıktığını” savunmak şeklinde “bir genel Türk tarihi” kurmuştur, demiş Karal. Bu sözlerdeki, keşke ikincisini yapmasaydı, yani keşke Türk Tarih Tezi mecrasına hiç girmeseydi imâsını fark etmemek mümkün değil (nitekim ben de bunu Cumhuriyet İdeolojisi ve Fuat Köprülü’de [1983, s. 40] zikretmek ihtiyacını duymuşum).
Tabii aslında buradaki problem Karal’ın gördüğünden de daha derin. Çünkü o ünlü “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” formülü başlı başına yanlış : anayasal vatandaşlıkla başlıyor ama etnik vatandaşlıkla bitiyor. Dolayısıyla bu kadarı bile, Türk-Müslüman olmayan (Kürt, Rum, Ermeni, Yahudi) kesimlere karşı kâh ayırımcılığın, kâh asimilasyon baskısının zeminini yaratmaya yeterli. Nitekim Cumhuriyet tarihi boyunca bu baskı ve bu ayırımcılık hiç eksik olmadı. Adı üstünde, millî eğitimden başlayıp toplumun her alanına yayılan bir şekilde, bütün Lozan “azınlık”ları ve diğer etno-kültürel gruplar hayatın canalıcı noktalarında hiç de Türk sayılmadı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.