(Not 1: İnsan Irkının Kısa Tarihi’nden daha önce de söz etmiş olmalıyım <[I>A Brief History of the Human Race, Granta 2003]. John Arnold “21. yüzyılın ilk gerçekten önemli kitabı” sayıyor. Haksız da değil. Michael Cook aslen İslâm ve Osmanlı tarihçisi. Ama Princeton’daki dünya tarihi derslerinden hareketle yazdığı bu eser, olağanüstü yoğun. Sonlara doğru Cook, modernitenin Batı Avrupa’dan yeryüzüne yayılmasının doğurduğu reaksiyonlara da değiniyor. Bu bağlamda, milliyetçiliğin modernite ile bir uzlaşmayı ifade ettiğini vurguluyor.)
Kemalizmde milliyetçiliği modernite ile uzlaştırma çabası çok belirgin. 20. yüzyıl başında bir medeniyetler çoğulluğu fikri henüz yoktu. Medeniyet tekti, “Garp medeniyeti”ydi; “medenî milletler” ise kestirmeden Batı anlamına geliyordu. Osmanlı münevverleri için de böyleydi. Mehmed Âkif’i ve Ömer Seyfettin’iyle 1908-18 kuşağı, “medeniyet”i kâh “kahbe” kâh “tek dişi kalmış canavar” diye nitelemek noktasına varmıştı. Atatürk bunu kısmen değiştirdi. “Muasır medeniyet seviyesi”ne yetişmeyi; yetişmekle de kalmayıp, o camiaya katılmayı hedefledi. Böylece Cumhuriyet, milliyetçilik ve modernizm-Batıcılık olmak üzere iki ayak üzerine oturdu. Deyim yerindeyse, hem Âkif’i ve Ömer Seyfettin’i, hem Tevfik Fikret’i kucaklamaya ve bağdaştırmaya çalıştı. Ne ki, şizoid bir durumdu bu. Zira Cumhuriyetin milliyetçilik ayağı evrenselci ayağını; Ömer Seyfettin’ler Tevfik Fikret’leri basıp kesme çabasından hiç geri durmadı. 21. yüzyıla geldik, kafamız hâlâ karışık. Medeniyet canavar mı, özlenen aidiyetimiz mi? Bir türlü açıklığa kavuşamadı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.