Ya da [Parentez-23] ve [Giritliler-14]. Has bilime tecavüz yöntemleri. Ümit Kıvanç haklı (14.8.2010 : Ata’nın sesi tiz değil ! Ata’nın sesi tiz değil !). Biz hasta, hem de adamakıllı hasta bir toplumuz.
Dengemi bulmak, ruh sağlığımı korumak için Halil İnalcık’a dönüyorum –1300-1600 arası Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi çalışmasına. Konuyla ilgilenenler bilir : İnalcık ve Quataert’in editörlüğündeki bu eserin (Cambridge University Press, 1994; 2. bas. 1997) Türkçesinin ilk (İnalcık) cildi 2000’de Eren Yayıncılık tarafından yayınlandı. Günümüzün en büyük Osmanlı tarihçisinin Chicago döneminin sentezidir, diyebilirim.
Bu son edisyonda “D. Ticaret” bölümü 213 sayfa tutuyor (s. 227-440). İnalcık “dev bir kent” olarak İstanbul’un beslenmesi özel sorunuyla başlıyor. Sonra uluslararası ticaretin genel koşullarına eğiliyor. Ardından, Osmanlı İmparatorluğu’nun ticaret hayatını bazı ana coğrafî odak ve eksenler boyunca inceliyor. Bursa’ya, Dubrovnik’e, Karadeniz ve Doğu Avrupa’ya, Hindistan’a ayrı ayrı alt-bölümler hasrediliyor. Kuzey Avrupalıların Akdeniz’e girişi son konuyu oluşturuyor.
“İçindekiler”e bakarsanız, gözünüz tuhaf bir ifadeye rastlayabilir, “Karadeniz ve Doğu Avrupa” faslında. Cenova kolonilerinden Kefe - Kiev - Moskova hattına, oradan da Kefe’nin kendisine geliyoruz. O da ne ?! Kefe başlığının hemen altında “Köle Ticareti” diye başka bir başlık yer alıyor (s. 339-343).
Ve neler yok ki burada ! (a) Köleliğin varlığı ve kapsadığı alan hakkında : İslâm ülkeleri ve özellikle Osmanlı toplumunda köleler hayatın vazgeçilmez bir parçasıydı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.