Ya da [Parentez-24] ve [Giritliler-15]. Tarihimizde nelerin olmuş olamayacağı, ya da olmamış olması gerektiği bir yana.
Ki bunları biliyoruz zaten. Örneğin Osmanlı sarayı ve toplumunda eşcinsellik de olmuş olamaz. Divan şiirinin “servi boylu”larının en azından önemli bir kısmı, güzel oğlanlar olmuş olamaz (Mehmet Kalpaklı’nın Mahbublar Çağı külliyen yalandır, iftiradır). Padişahlar “iyi birer Müslüman” olduklarına göre, İslâmiyete aykırı hiçbir şey yapmış olamazlar (örneğin haremde orgy’ler gibi). 1914’te Yavuz ve Midilli Rus limanlarına savaş ilânı olmaksızın ateş açmış olamaz; bunu ancak emperyalizm yapabilir. Ermeni soykırımı da işte böyle bir yalandır. (a) Tabiaten buna yatkın değiliz. (b) Köhnemiş Osmanlı devleti asla böyle bir şeyi organize edemezdi. Ya da (c) yapsaydık tekini bile sağ bırakmazdık (artık siz aradaki çelişkileri mazur görüverin). Cihan Harbinde yenilmiş olamayız; olsa olsa müttefiklerimiz yenildiği için biz de yenik sayılmışızdır. Mustafa Kemal’in sesi tiz olamayacağı gibi, kahvesini de şekerli içmiş olamaz (Demirci Mehmet Efe fıkrası : “Bana bunu yapmiyceğdin Mustafa !”). Anadolu’ya İttihat ve Terakki’nin onayı ve sultandan aldığı bir müfettişlik belgesiyle geçtiği; takaya değil Bandırma vapuruna bindiği; çok rakı içtiği ve sirozdan öldüğü iddiaları da şaibelidir; ikinci bir emre kadar askıya alınmış olup, bilâhare tahkik edilecektir.
Geçelim. Osmanlı’da olmadığı iddia edilen ama her nedense ciddî tarihçilerin israrla vardı ve ekonomide önemli yer tutuyordu dediği şu köle ticareti, özellikle de kuzeyden, Kırım üzerinden yapılan beyaz esir ve cariye ticareti, Türkiye’nin kalanını bir yana bıraksak bile, en azından İstanbul’un nüfus tarihi açısından acaba ne anlama gelir ?
Hatırlatayım; sadece 1500-1650 arasında ve sadece Polonya, Moskova’ya ait topraklar ve Çerkezistan’dan, yılda ortalama 10.
Yazının devamını okumak için tıklayın.