Özel Okullar Birliği’nin her yıl düzenlediği sempozyumların dokuzuncusu için, 28-30 Ocak’ta Antalya’daydım. Plenumlar dışındaki paralel oturumların biri olan “Tarih Çalıştayı” için tematik sunuşu benden istemişlerdi. Ben de düşüncelerimi bir kere daha “Özgür Bir Tarih Öğretiminin Koşulları” başlığı altında toplamaya çalıştım.
Bir kere daha diyorum, çünkü ilk ve orta öğrenimde müfredat, ders kitapları, öğretmen yetiştirme sorunlarını bir ucundan tuttuğum şu son yirmi yılda, doğrusu bilemiyorum, kaç kere hep aynı temel fikirleri vurgulamak zorunda kaldığımı. Hani biraz ilerlesek artık, değil mi ? Başlıca beş kademe, yani (a) genel kamuoyu, (b) akademik hayat, (c) üniversiter tarihçilik, (d) öğretmenlik ve (e) tarih öğretmenliği bir nebze serbestlik kazansa da, en basit ilkelerin iki üç adım ötesindeki şeyleri de konuşmaya başlasak ? Bunca reform vaadinden, “öğrenci odaklılık” ve “ezberden uzaklaşmak” lâfından sonra, faraza 1300 dolaylarında Anadolu ve Balkanlardaki durumu, bir takım beylik ve krallıkların peş peşe sıralanmasından ibaret kılmasak. Ya da Osmanlı toplum yapısı ve timar sistemine ilişkin anlatımları gereksiz teferrüattan arındırıp daha kavramsal (ve dolayısıyla gerçekten öğrenilebilir) kılsak.
Heyhat ! Bu kadar mütevazi ara-hedefler dahi yaklaştığımızı sandığımız anda birden bire uzaklaşıp yok olan seraplar gibi bizleri peşinden boş yere koşturup duruyor. Ya da sanki gizli bir güç asla reform yaptırmamaya son derece kararlı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.