(Not 1 : Başlık Latince : Üçüncü Reich’ın Dili. Aşağıda anlatacağım.)
George Orwell’in (asıl adı Eric Blair, 1903-50) ünlü
1984 romanı ölümünden bir yıl önce, 1949’da yayınlandı. Dünyayı paylaşmış ve birbiriyle daimî savaş halindeki üç baskıcı, totaliter rejimden birinde, İngSos’un egemenliğinde geçer. Winston Smith sıradan, silik bir küçük bürokrattır. Devlet propagandasını pekiştirmekle görevlidir. Bunun için kayıtları çarpıtır, belgelerle oynar. Cılız, bireysel başkaldırısı takibe alınması, tutuklanıp işkence görmesi, ruhunun büsbütün ezilmesiyle noktalanır.
Gerçi
1984’ün karamsar öngörüsü gerçekleşmedi. En güçlü diktatörlükler dahi hep çöktü. İnsan zihnini mutlak surette kontrol altına almak mümkün olamadı. Tersine, özgürlük olanakları giderek çoğalıyor. Demokrasi kefenini yırtıyor bir yerden. 19. yüzyıl sonlarından 1918’e, oradan 1945’e, sonra Soğuk Savaşın bitimine, yeni boyutlar peydahlayarak, kapsamını genişleterek büyüyor ve çoğalıyor.
Gene de Orwell’in korkuları çok önemli. Bunların başında, olanca kültürüyle bütün bir toplumun, kullandığı dil ve düşünce kavramları itibariyle ikiyüzlüleşmesi, yalan üzerine kurulu olarak yaşaması geliyor. İkinci Dünya Savaşı sona erdikten az sonra Orwell, “Siyaset ve İngilizce” (
Politics and the English Language, 1946) başlıklı denemesinde, yanıltıcı ve belirsizliklerle dolu bir dilin nasıl siyasî manipülasyon için kullanılabileceğine dikkat çekmişti.
1984’teki toplumun dili Yenikonuş’tur (
Newspeak) : sözcük seçimini sınırlamak yoluyla bağımsız düşünceyi imkânsız kılmaya yönelik, alabildiğine politize ve köreltici bir dil. Bu Yenikonuş’un kilit kavramlarından biri İkilidüşün’dür (
Doublethink) : iki zıt fikri aynı anda taşıma ve ikisine de körü körüne bağlanma hali. “Büyük Ağabey”i (
Big Brother) ya da “Büyük Ağabey seni izliyor”u (
Big Brother is watching you) koyun bir kenara. Asıl büyük konformizm tehlikesi Yenikonuş ve İkilidüşün’den geliyor.
Orwell’in bu terim ve kavramları zamanla günlük kullanımımıza girdi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.