Bu iş uzun sürecek. Ben kafamdaki plana göre yazarken, yeni cevaplarla yeni yeni yan pistler ortaya çıkıyor. Üstelik, tartıştığım üç kişiden Murat haftada dört, Nabi Yağcı üç, Roni Margulies de iki kere yazıyor. Bense bu toplam dokuz yazıya, haftada iki kere karşılık vermeye çalışıyorum. Bu “tarihsel asimetri”nin umarım herkes farkındadır. Sevgili okuyucular, görüyorsunuz ki Taraf beni haftada üçe çıkarmadığı veya yerimi yüzde 50 arttırmadığı takdirde, “amaçlarla araçların eşitsiz ilişkisi” sonucu yalnız, dolayısıyla mağdur, dolayısıyla haklı sayılmalıyım.
Şaka bir yana. “Savaş bitti”nin sonundaki mistik üslûp meselesinden, içerikte mistisizm meselesine gidiyordum ki, Murat Sosyalizm tartışmasına devam yazısını yazdı (17 Aralık). Bu yazının hayli hatâlı olduğu kanısındayım. Murat zaten kendi kişisel kimlik ve aidiyet duygusunu, “bağlanmış”lığını benim gündeme getirdiğim tarihsel gerçeklik sorununun önüne veya karşısına çıkarıyor. Bu kadarı da belirli bir idealizm damarı taşıyor. Şimdi o damarı kendi vicdanıyla sınırlayacağına biraz daha büyütüp genellediğinden endişe ediyorum. Her türlü ideoloji ile gerçeklik arasında bir sapma vardır (dolayısıyla eh, sosyalizmde de olur o kadarı ?) demek, sosyalizm için iyi bir savunma olamaz. Hele Hıristiyanlık benzetmesi iyice ters yöne gider ve sonunda, tam da benim söylemeye çalıştığım gibi, evet, sosyalizmden geriye, tıpkı Hıristiyanlık gibi, hattâ “yeni bir din” dediğimiz Atatürkçülük gibi, fondamentalist bir özlem ve niyetler imanından başka bir şey kalmadığına varır. Cumartesi’den itibaren (a) daha çok Roni Margulies’e yönelik Platonik sosyalizm ve (b) Murat, Hıristiyanlık, sosyalizm başlıklarıyla, bu ilk eleştirileri genişletmeyi umuyorum.
Şimdi ise sadece şuna değineyim : Murat yazısını katılmadığım iki önermeyle bitirmiş. Bir, “Halil’in yaptığı gibi Marksist pratiği çevresinden soyutlayarak baktığımızda, bir kötülük zinciri görürüz” diyor. Murat, bu biraz haksızlık, çünkü ben Marksizmin hiçbir alt teoremi ve pratiğine, dönemi ve koşullarından bağımsız bakmadım, bakmıyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.