Murat’la izlediğimiz rotalar, geçen hafta tam bir benzerlik ve paralellik içine girdi. O da Marksizmin entelektüel serüvenini, bileşenleri ve bütünsel kurgusunu sorguluyor, ben de. Hattâ yer yer, ifadesi bile aynılaşan tesbitler ortaya çıkıyor.
Bunlardan biri, 31 Aralık yazısının başında mevcut : “Marksizm bir on dokuzuncu yüzyıl teorisidir.... bir on dokuzuncu yüzyıl teorisinin yirmi birinci yüzyılda – velev ki başında olsun – tartışılıyor olabilmesi, başlı başına, o teori adına bir olumlu puan.” Kalanında ise, fazla bütünleştirilmesinin yarattığı sorunlara dikkat çekiyor (
Totalite-totaliter ilişkisi).
Marksizmin sadece “içtimaî mesele”ye getirdiği “işçi devrimi” yanıtıyla değil, genel yapısı, “ansiklopedik ve ekümenik” iddiasıyla da ne kadar 19. yüzyıla ait olduğuna, ben de dikkat çekmiştim (
Temel tanımlar, 29 Aralık). Aşağıdakileri ise büyük ölçüde geçen hafta, aynı “totalite” sorununa hasretmiştim. Şimdi, sadece bu üç giriş paragrafını ekliyor ve o taslağın kalanını olduğu gibi aktarıyorum.
Evet, politik bir rejim ve ekonomik bir sistem olarak sosyalizm sonlanırken, bir düşünce akımı olarak Marksizmin, siyasal (devrim ve gelecek) projesinden henüz biraz daha fazla hayatiyeti var. Ancak dikkat : Marksizmin herhangi bir bileşeni (faraza Marksist veya Marksizan tarihçilik) açısından bu hayatiyet, gene Marksizmin sosyalizm projesinden kendini ayırdığı, bağımsızlaştırdığı ölçüde geçerli.
Bu, Marksizmin geçmişteki bölünmezlik iddiasına o kadar ters ki ! Diyalektiği, tarihî materyalizmi, ekonomi politiği, devrim ve sosyalizm-komünizm teorisiyle Marksizm (veya Marksizm-Leninizm, veya bilimsel sosyalizm) entegral bir bütündür, her parçası diğerlerine sımsıkı bağlıdır, tek bir tuğlası bile yerinden oynatılamaz denirdi (derdik). Mehmet Ağar’ın derin devlet duvarı değildi ama bu da bir ideolojik disiplin uygulamasıydı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.