(Not 1: Etimolojik sözlükler polemik kelimesinin ilk kullanımı için 1638’i gösteriyor. Orta Fransızcadaki polemique, 17. yüzyıl Fransızcasındaki polémique’in kökeni Yunanca polemos = savaş; polemikos = savaşçı, savaşkan. Ama Eski Yunanlılar’ın kendileri bu deyimi kullanmıyordu, düşmanca saldırılar için. Demosthenes’in İÖ 4. yüzyıl ortalarında Makedonya Kralı II. Filip konusunda Atinalılar’ı uyaran söylevleri, topluca Philippics diye bilinir. Bu kullanım daha sonra Romalılar’a geçti. Nitekim Cicero, İÖ 44-43’te Marcus Antonius’u hedef alan on dört büyük nutkunu Demosthenes örneğinde birer philippic olarak tasarlamıştı.)
Çok sert, hattâ hakaretâmiz hitabet örnekleri, ateşli ve ezici tiradlar anlamında philippic, Yeniçağda yerini polemik sözcüğüne bıraktı. Herhalde bu gelişmede, matbaanın da büyük payı var. Avrupa Ortaçağ ve Osmanlı elyazmalarının pek çoğu, açık-örtük belirli bir patrona, hâmiye hitap ediyor; öncelikle onu hoşnut etmeyi amaçlıyordu. Oysa basılı eserler, mukayese edilemeyecek derecede geniş ve anonim bir okuyucu kitlesine seslenmekteydi. Bileşimi ve sınırları bilinmeyen böyle bir kitleyi eğitme, kazanma, ikna etme ihtiyacı, bir yönüyle bambaşka, nesnel ve gayri-şahsî bir yazım tarzını gerektiriyordu. Ama diğer yönüyle, rakiplere, muhalif ve muarızlara muamele çok daha kişisel olabiliyordu. Mahkemede veya senatoda konuşmanın yerini, belirli bir “muhayyel topluluk” (Benedict Anderson: Imagined Communities) önünde yazmanın alması, âdeta büyük bir arenada çarpışmaya çağırıyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.