İrvin Cemil Schick’in “Matbu Sado-Mazo Pornoda Ortadoğu ve Türkiye: ‘Türklerin Seks Köleleri’” diye, güzel bir incelemesi var, Virgül’ün Şubat 2006 tarihli 92. sayısında. Hemen ardından, Mustafa Arslantunalı’nın “Balkanlarda Sadizm” başlıklı kısa notu geliyor, Ömer Seyfeddin’in Beyaz Lâle’sine ilişkin. Arslantunalı, asıl sado-mazohist literatür ile “milliyetçi propagandaya daha yatkın olan metinler” arasında bir ayırım yapmış; ikincilerde, diyor, cinsel şiddet son tahlilde araçsaldır : “düşmanın ne kadar kötü olduğunu” ve “bu kötülük karşısında... ne ölçüde misilleme yapma hakkımız olduğunu” bize göstermeye yarar.
Doğru olmasına doğru –ama Ömer Seyfeddin söz konusu olduğunda, bu ayırım ne kadar geçerli? Yer yer öyle motifler var ki bu militan İttihatçıda, insanı kuşkuya düşürüyor, milliyetçiliğin mi pornoyu araçsallaştırdığı, yoksa çok derin ve güçlü cinsel takıntıların mı, ideo-politik düzlemde vahşi bir milliyetçilik biçiminde ifade bulduğu konusunda. Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar? Psikolog değilim; çözemem bundan ötesini. Ama ısırmayı Busenin Şekl-i İptidaîsi diye anlatması; Beşeriyet ve Köpek’te, başka şeyler meyanında hayvanlarla seksin de (bestialism) kıyısında dolaşması; Primo 2’de, hikâyenin genç kahramanının aşikâr tabanca fetişizmi ve bir noktada, bir fallik sembol olarak Mauser silâhının namlusunu ağzına alıp emmesi –bu noktaya ayrıca döneceğim- insanda ister istemez, bireysel olan ile toplumsal olanın hangi sırayla, hangi sebep-sonuç ilişkisiyle içiçe geçtiğine ilişkin soru işaretleri uyandırır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.