Eh, peki, neresindeyiz şimdi, bu Atatürk, Atatürk dönemi ve Atatürkçülük sorunsalının ?
Birincisi, “Atatürk döneminde büyük bir sıçrama gerçekleştirilmiş, çok ciddî reformlar yapılmıştır, ama “bazı şeyleri” eleştirmek tabu olmamalıdır; “o dönemin de kusurları vardır” (ancak bunları değerlendirirken “koşullar” da göz ardı edilmemelidir) demek (Şenatalar’ın 4 Ağustos ’08 açıklaması, 1. ve 2. maddeler), ciddî ve yeterli bir analiz sayılabilir mi ?
İkincisi, Atatürk’ün oynadığı “büyük rol, önder rol” vurgulandıktan, üstelik “Nokta!” (yani : işte o kadar !) dendikten sonra (aynı açıklama, 1. madde), bunun üzerine bir de “‘Atatürk ile hesaplaşmadan demokrasi kurulmaz’ tezini hiç anlamlı bulmuyoruz” (aynı açıklama, 5. madde) cümlesi gelirse, bu, içinde yaşadığımız paradigmaya, siyasal ve
ideo-kültürel rejime,
manevî rejime, bu rejimin ideolojik dayanaklarına ilişkin çok temel bir noktanın ıskalandığı hissini pekiştirmez mi ?
Üçüncüsü, herhangi bir kişi veya siyasal hareket, yukarıdakilerin hepsini bir arada söylerse, bu tutumu “mealen, ‘Atatürkçülük tartışılabilir ama (büyük tarihî katkıları nedeniyle) Atatürk tartışılamaz’ diyor” şeklinde özetlemek (bkz benim 24.12.09 yazım) çok mu haksızlık olur ? Büyük bir tahrifat varmış gibi, illâ bir düzeltme yollama ve yayınlatmayı mı hak eder ?
Burada en önemli ve Burhan Şenatalar’ı da, 10 Aralık Hareketini de, bu polemiğin dar sınırlarını da aşan sorun, kuşkusuz, (herhangi bir) devrimin ve devrim-sonrası toplumun nasıl değerlendirileceği sorunu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.