Ben neredeydim ? Ne anlatıyordum ? İlk defa “Tekrarın tekrarı”nda (31 Aralık), Gülenci ve sair İslâm idealizasyonlarının çoğalmasına değinmişim. Devamında, İslâmcılık ile devletçi milliyetçilik arasındaki bazı örtüşmelere dikkat çekmişim (“Âkif, İttihatçılık, Kemalizm”). Lâfı Roni Margulies’in bir yazısına (2.12.09 : “Şer odakları ve devlet”) getireceğimin sinyalini tâ 7 Ocak’ta vermiş, ama yiğidi dövmeden önce hakkını verme gereği duymuşum (“‘Normal bir sol’ : DSİP”). Güncel siyasette gösterdikleri basireti övmüş, teorik farklarımızdan ise söz etmemişim. Oradan, daha geniş çevre ve ana akımlarıyla Solun kendini normalleştirebilmek açısından kaçırdığı –el birliğiyle kaçırdığımız- büyük fırsata gitmiş aklım (9 Ocak : “Solun dağılma süreci”; 14 Ocak : “Sorular, sorular”). Derken bir “şayet olsaydı” (
what if, ya da
counterfactual history) egzersizine geçmişim (16 Ocak : “Girilmemiş patikalar”). Türklerin de, Kürtlerin de neden doğru düzgün Sol Demokrat partiler, hareketler yaratamadığını gündeme getirmişim. Tabii bu bağlamda, son zamanlarda tekrar canlanan silâhlı mücadele apolojileriyle de kavgamı sürdürmüşüm. DDKO birikimi ve Diyarbakır cehenneminden neden Öcalan çıktı da Kürt Gandhi veya Mandela’ları çıkmadı ? Bunun devletle, baskı ve zulümle izah edilemeyecek bir Kürt siyaseti sorunu olduğunun bir kere daha altını çizmişim.
(Bu arada, Ali Taygun’u anma yazısında Nabi Yağcı’nın “Anadolu hümanizmi” tezine geri döndüğü gözüme çarpmış.
Yazının devamını okumak için tıklayın.