Ya da [Parentez-16] ve [Giritliler-7]. Ya da, şu Orta Asyalılık masalına artık bir son verme gereği.
Evet, İÖ. 800 dolaylarından itibaren “uzak mesafe atlı göçebeliği” yaşam tarzı ile “at sırtında okçuluk” savaş tarzının bütünleştiği Orta Asya bozkırlarında, bu maddî temelleri paylaşan bir Türkî kavimler dünyası da var, biliyoruz. Söz konusu klan ve kabilelerden bazıları zaman içinde giderek batıya kayıyor ve Anadolu’ya da giriyor. Osmanlı hanedanı bu savaşçı aşiret aristokrasileri içinden çıkmış olabilir (en azından, meşruiyet uğruna öyle bir söylemi benimsemiş gözüküyorlar). Ama bu, çağdaş Türkiye Türklerinin hepsi veya çoğunun Orta Asya’dan gelmesiyle aynı şey mi? Askerî aristokrasiler (warrior nobilities) fetih yoluyla gelir, çeşitli toplumların tepesine oturur. Bu koşullarda, bey soyunun kökeniyle halkın kökeni kestirmeden bir tutulabilir mi?
Basit bir deney önereceğim, bu konuda. Bir fotoğraf galerisi kuralım. 100 kadar portre çekelim, Uygur, Kırgız, Kazak, Türkmen ve Özbekler gibi soydaşlarımızdan. Bir 100 kadar portre de modern Türkiye Türklerinden seçip koyalım; karşılarına geçip bakalım: gerçekten benziyor muyuz, benzemiyor muyuz? Aradaki farkın, Uygur Türkçesi ile bugünkü Türkiye Türkçesi arasındaki farktan az olmayacağına sizi temin ederim. (Peki, onlara benzemiyorsak kime benziyor olabiliriz? İkinci aşamada, o Türk fotoğraflarını bir de 100 kadar Yunanlı (Rum) ve Ermeni, dilerseniz biraz da Kürt portresiyle karşılaştırın. Çıkacak sonuçlardan ben sorumlu değilim.)
Bu anomalinin Cumhuriyeti kuranlar da farkındaydı ki, Orta Asyalılık efsanesini değişik bir yöne bükmeyi denediler. İÖ.
Yazının devamını okumak için tıklayın.