İşten çıktım,
Abdullah’ın evinde çiğköfte partisi var, çabuk olmalıyım yoksa bana kalmaz.
E trenine bindim,
Downtown yönüne gidiyorum.
World Trade Center (Dünya Ticaret Merkezi) durağında indim. Kentin bu tarafını pek sevmiyorum, yüksek binalar var ve akşamları çok sessiz oluyor, bana
İstanbul’daki Mecidiyeköy’ü anımsatıyor.
Ding-dong! Zili çaldım, kapıyı tanımadığım biri açtı, içeri daldım, Allah sizi inandırsın, santimetrekareye bir kişi düşüyor, ayakkabılar çıkarılmış, ıhğğgğ, çorapların kokuları havada bulut olmuş, yerlerde gazeteler, bir uçta bir leğen, diğer uçta başka bir leğen, çiğ etler leğenlerin içinde, çok vahşi bir manzara, üstelik bu insanların bazıları Türkçeyi bozarak yani Anadolu aksanıyla konuşuyorlar, bu halleriyle bir de kalkmış New York’a gelmişler, bir Amerikalı burada olsa, medeni Türkiye imajı ciddi ciddi yara alacak.
He he he
ŞOK OLDUNUZ değil mi: olmayın olmayın, çünkü
şaka bu, elbette böyle düşünmüyorum, ne haltlar karıştırdığımı ileriki satırlarda anlayacaksınız. Baştan alayım, o gün o kalabalık salonda çok iyi vakit geçirdim, hatta kendimi ailemle geçirdiğim kalabalık yılbaşı akşamlarından birindeymişim gibi hissettim. Mastır öğrencileri ve beyaz yakalıların çoğunlukta olduğu bu insanların her biri işin bir ucundan tutuyordu; kimi marul yıkıyor, kimi servis yapıyor, kimi çay demliyordu, sevimli bir manzaraydı.
Adanalı mühendis
Mehmet Çoban ve
Diyarbakırlı eğitimci
Mustafa Elaldı’nın yoğurdukları
çiğköfte ise çok lezzetliydi, yalnız
Diyarbakır tarafı acıyı çok koymuştu, netekim o gün bugündür içim fena yanıyor. Odanın başucundaki
sazlı Cahit Oktay ve udlu kayınpederi Yavuz Aydın güzel türküler çaldılar. O gece bayağı iyi beslendik, sağolsun bu parti
Necmettin Hoca (Erbakan değil Kızılkaya) Türkiye’ye kesin dönüş yaptığı için yapılmıştı. Arkadaşım
Murat Berk’e dönüp, “Eğer böyle olacaksa her hafta bu gruptan bir arkadaş Türkiye’ye kesin dönüş yapsa keşke... ” dedim ve çayımı yudumladım, yarasın!
Şimdi başa, yani sizi şok etmeye çalıştığım zihniyete geri döneyim, aslında bir zamanlar
Türkiye’deki “kentli” kesim (belki de elitist kesim demek lazım) tarafından çok da içselleştirilmiş bir zihniyet bu, hâlâ da sürüyor, hatta kendini kentli gibi hissetmeye çalışan taşradan göçmüş entelektüel, bürokrat ve beyaz yakalılar da bu zihniyetin bir parçası oldular: Bu kesim kendilerine özgü bir estetik lezzete (
Cumhuriyet gazetesi aracılığıyla üretilen ve çoğaltılan Kemalist estetik) sahipler.
Yazının devamını okumak için tıklayın.