Binnaz Saktanber ve Kaan Nazlı şeker gibi iki genç; galiba yarı yaşımdalar, tam emin değilim. İkisinin de ekmeklerini kazandıkları iyi kötü bir işleri var, sabahtan akşama vakitlerini alan işlerinin yanı sıra, Moon and Stars Project adlı organizasyonun çatısı altında çeşitli kültür-sanat faaliyetleri düzenliyorlar. Benim gibi hazırcılar da gidip o etkinliklerde film izliyor, müzik dinliyor... Ancak her defasında, ikisi için de dua ediyorum, çünkü ben çok iyi bir insanım.
Efendim, Moon and Stars Project’in en son etkinliği, geçtiğimiz ay Hrant Dink anısına New York’ta gerçekleştirilen konserdi. Konsere, ünlü Ermeni müzisyen Arto Tunçboyacıyan ve Rock müzisyeni Yaşar Kurt katıldı. Konserden bir kaç gün sonra Kaan ve Nazlı beni Arto ile buluşturdular, Ancak Arto ile konuşmam Türkân’ı biraz hayalkırıklığına uğrattı, çünkü müzik dışında her konudan konuştuk. Ne yapayım, yok şekerim şu akımdan etkilendin mi, yok bu müzisyenleri sever misin, beste yaparken ayaklarını leğendeki sıcak suya koyup tespih çektiğin oluyor mu, dolunaya bakmak sana nasıl ilham verir türünden sorular sormak istemiyorum.
Arto da benim kafamda, avangard folk olarak tanımlanan kendi müziği üzerine konuşmaktan çok hoşlanmıyor, ikimiz de onun müziğini analiz etmeyi müzik yazarlarına bırakıyoruz. O da ben de Amerika’da göçmeniz, dolayısıyla Arto’nun hayat macerası daha çok ilgimi çekiyor.
Arto İstanbul Florya’da, o zamanlar fakir bir köyü andıran bir mahallede doğmuş. Çok eski olan evlerinin damı akıyor, kışın camından soğuk giriyormuş. Dedeleri neneleri Anadolu’dan göçüp gelmişler. Babası Çorumlu, annesi Sivaslı, iki taraf da Ermeni. Çocukken hem okula gidiyor hem de çalışıyormuş Arto; su satmış, ayakkabı boyamış, eve dönerken, tıpkı babasının yaptığı gibi, tıpkı bir erkek gibi fileyi erzakla doldurup gururla annesine veriyormuş, daha çeşitli yemekler yapabilsin diye... Bir süre sonra okuldan kopmuş, belki de soğumuş o da tam bilmiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.