Buranın Mega Million adlı ünlü bir lotosu var, çekilişler cuma ve salı günleri yapılıyor, bendeniz kafayı bu lotoya taktım, haftada iki gün oynuyorum. Eskiden oynuyor ama sonucuna bakmıyordum. Bir gün kendimi azarladım, “Müsriflik yapma Hıdırcım, para saydığın lotoların sonuçlarına bak” dedim. Kendi azarım bana iyi geldi, şimdi sonuçlara bakıyorum ama bu kez de bir şey çıktığı yok. Geçenlerde ikramiye 26 milyon dolardı (bazen 200’e falan vuruyor). Perşembe günü işten dönerken her zaman lotomu aldığım bakkala girdim, ikramiye bana çıkmış mı öğrenmek için... Daracık yıkık dökük bir bakkal dükkânı burası, Faslı iki ortak çalıştırıyor. Birkaç hafta evvel şu köşeye, ekranı uzaylı yaratık ET’ye benzeyen bir makine koydular, artık orada lotonun barkodunu okutturup, sonucu öğrenmek kolay. Ancak münasebetsiz makine ekranında yine, “Üzgünüm kazanamadınız” yazısını gösterdi. Hışımlanmıştım, hatta hışmımdan etrafı rahatsız etmeyecek ölçüde tepinmeye başladım, sonra iki dolarlık daha oynadım ve çıktım.
Yürürken, Liza Minnelli’nin Cabaret müzikalindeki “Maybe this time” (Belki bu defa) şarkısını mırıldanmaya başladım.. “Belki bu defa şans bana gülecek... Belki bu defa ve ilk defa... Kaybeden olmayacağım... Herkes kazananı seviyor, kimse beni sevmiyor... Olmalı, belki bir gün...”
Şurada bir şarapçı var; hışımla içeri dalıp 12 dolara bir beyaz şarap aldım. Allahım sen beni affet bu akşam içeceğim. Sonra hışımla evin yolunu tuttum. Beni esir eden hışmım yüzünden iştahım kaçmıştı, boğazıma tek lokma koymadan, şarabın mantarını hışımla açtım, sonra buzluğun kapısını da hışımla açıp, hışımla kapattım. Buzluktan çıkardığım küçük plastik torbanın içinde donmuş halde olan kırmızı üzüm tanecikleri, dilimlenmiş portakal kabuğu ve çilek parçacıkları vardı, torbadakilerin yarısını hışımla şarap bardağının dibine boşalttım, üzerine şarabı döktüm, bu içkinin adı Hışım Sütü, tümüyle benim tasarımım. Hışmımın şerefine içiyorum, ohh, belki hışmım geçer. Hışım Sütü’m başımı döndürmüştü, koltuğa yayıldım, hararet bastı, gömleğimi hışımla çıkarıp bir tarafa fırlattım, televizyonun üzerine gitti, pantolonumu hışımla çıkarıp öteki tarafa fırlattım, o da duvardaki büyük tablonun köşesine tutundu. Sıra çoraplarıma gelmişti, aaa, biri başka biri başka.
Yazının devamını okumak için tıklayın.