Geçen cumartesi değil bir önceki cumartesiydi, Jonathan ile buluşacağım. Buluşma yeri, halk arasında
MoMA (The Museum of Modern Arts) olarak adı geçen
Modern Sanatlar Müzesi. Vakit öğlen, ben yanıma çantamı ve bilgisayarımı da almıştım, müzeden sonra gidip bir kahvecide oturur, bilgisayarımla çalışırım diye düşündüm. Lobiye girdik, hay Allah çantaları içeri almıyorlar, kurallara uymayı severim, uydum ve çantamı vestiyere verdim; para almadılar ama içindeki laptopu çıkarıp yanımda götürmemi istediler, iste ben bu yüzden müzeyi elimde laptop taşıyarak dolaşmak zorunda kaldım, kahretsin...
Buraya Fransız ressam
Monet’nin
Water Lilies (Nilüferler) adlı sergisini gezmek için geldik. Resimlerin hepsinin köşesindeki etiketlerde kısa bir tanıtım yazısı var. Eğer o yazıyı orada dikilip okumak istemiyorsanız,
girişte size bir alet veriyorlar, cep telefonlarının ilk versiyonlarını anımsatan bu alete, resimlerin numarasını tuşluyorsunuz ve tanıtım yazısını sesli olarak dinliyorsunuz.
Bu resimler beni pek açmadı, Jonathan sevdi ama... Sonra iki arkadaş, müzedeki diğer sergileri gezmeye koyulduk. Size müzenin iki ünlü resminden bahsetmesem çatlayabilirim; biri
Barnett Newman’a ait olan
Vir Heroicus Sublimus adlı yapıt;
dikdörtgen şeklindeki bu büyük tabloda manzara ya da çeşitli şekiller falan aramayın, kırmızıya boyanmış bir okul tahtası düşünün, yukarıdan aşağıya da bir kaç çizgi iniyor, o kadar. Diğeri ise
Ad Reinhardt’ın siyah tablosu, bu öbüründen daha küçük ama kırmızıya değil siyaha boyanmış bir okul tahtasını andırıyor, başka hiç bir şey yok, sadece siyah. Farkındaysanız okul tahtası falan diyerek biraz görgüsüzlük yapıyor ve tablolarla ilgili alaycı bir üslup kullanıyorum, ancak gelin görün ki kendime rağmen, oradaki bir sürü resim içinden size bahsede bahsede bu ikisinden bahsediyorum işte. Bu durum, aslında bu iki yapıtın gücünü, önemini, yaratıcılığını ve devrimciliğini gösteriyor; ziyaretçileri şoke ediyor, onların beklentileriyle dalga geçiyor, kalıpları yıkıyorlar.
Ogün 16.00 gibi müzeden çıktık, bir yerde hamburger yedik, sonra Jonathan kendi yoluna ben kendi yoluma.
Yazının devamını okumak için tıklayın.