
Ne olursunuz kusuruma bakmayın, bu yazıda yine New York’u anacağım. Bir karşılaştırma yapmak zorundayım, o nedenle... Şimdiii, Manhattan’ın orta yerinde Bryant Park adlı bir park var. Bu park küçük bir park ama namı çok büyük. Bunun nedenlerinden biri, dünyanın bütün modacılarını heyecanlandıran New York Moda Haftası’nın bu parkta kurulan bir çadırın içinde yapılması. İçerdeki pistte, ünlü modeller, yetenekli modacıların giysilerini giyerek, podyumda yürürler, eğlence ve iş dünyasının ünlü isimleri ise podyumun etrafında kuru sandalyelere yerleşir ve modacılar ne yapmış, izlerler. Şimdi böyle bir moda çadırı da İstanbul Tepebaşı’nda kurulmuş. Ancak hem çadır biraz küçük hem de işleyiş biraz farklı. Bu kez çadırın içinde modacıların kendi stantları var ve o stantlarda sadece bu etkinlik için yani Galata Moda Festivali için ürettikleri kıyafet koleksiyonlarını sergiliyorlar. Yani Türkiye’nin ünlü modacıları halkla buluşuyor, onların sorularını yanıtlıyor ya da hangi giysilerin üzerlerinde daha iyi duracağı konusunda tavsiyelerde bulunuyor, kendi ürünlerini doğrudan kendileri satıyorlar. Böylece organizasyonu yapan Beyoğlu Belediyesi ve Moda Tasarımcıları Derneği sayesinde güzel bir üretici-tüketici buluşması geçekleşmiş oluyor.
Giysiler haliyle ucuz değil. 200’e de elbiseler var 700’e de, daha yukarıya da... Pahalı çünkü buradaki giysiler her bedenden üç adet (bazen birazcık daha fazla) üretiliyor. Yani sokakta aynı giysiyi giymiş biriyle karşılaşma imkânınız çok zayıf. Üstelik çok iyi terziler tarafından dikiliyorlar.
Moda çadırının orta yerinde bir kahveci var, işte bu kahvecinin fiyatları yüksek. Kâğıt bardakta küçük kahve 5,5 TL. Allah’tan korkun... Nedir bu anlamıyorum, sadece burada değil, her yerde öyle, dünyanın en pahalı kahvesini İstanbullular içiyor. Neyse ki kahveyi satan genç arkadaşlar çok tatlı, insana güzel davranmayı biliyorlar.
Organizasyon görevlilerinden İlona bana tek tek stantları gezdiriyor. Ben de garip bir adamım, sanki Amerikan konsolosu orayı ziyaret ediyormuş gibi ve sanki oradaki bütün modacılar da benim ziyaretimi bekliyormuş gibi, herkese sıcak sıcak gülüyor ve el sıkışarak “Merhaba ben Hıdır” diyorum, modanın ünlü kritikçilerinden biriymişim gibi giysilere dokunuyor, inceliyor, yorumlar yapıyor ve ayrılıyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.