New Jersey’den Manhattan’a gitmek için minibüs bekliyorum. Bu hattaki minibüsleri, Güney Amerikalı göçmenler çalıştırıyor, zaten taşıdıkları yolcular da Güney Amerikalı. Bölgede özellikle de Union City’de Güney Amerikalılar çoğunlukta, çoğu kaçak olan bu göçmeler, akşamın bu saati New York’un göbeği sayılan Manhattan’a gidiyor, orada sabaha kadar açık pizzacıların, deli’lerin ve otellerin mutfaklarında saati beş, altı, yedi en fazla sekiz dolara çok ağır koşullarda çalışıyor.
Minibüse binince dört doları şoföre uzatıyorum. Şoför süslü püslü bir dilber: saçları oksijenli suyla açılmış gibi, kırmızıya boyalı uzun takma tırnaklarını tarak gibi kullanıp ikide bir saçlarını önden toparlayıp arkaya yatırıyor, döktüğü aşırı parfüm nedeniyle başımı döndüren bu dilberin kötü huyları da var: arabayı sürüyor mu uçuruyor mu belli değil, üstelik elindeki telefonla sürekli mesaj yazıyor.
Minibüsün ön yüzü de şoförü gibi süslü püslü: striptease kulüplerindeki gibi loş mavimsi bir ışıkla aydınlanıyor, Hz. İsa’nın, Meryem Ana’nın resimleri, çocuklarının doğum günü resimleri... Ve yüksek sesli müzik, hem de Latin müziği ayağa kalkıp salsa-merenge yapmak istiyorum, hatta hafiften kıpraşmaya başladım, bu da yetmedi soyunmak da istedim. Dolmuşta benim dışımda sadece bir yolcu var; Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a çok benziyor. Sayın Tarhan’ı bilirsiniz, sayın bakanımızın söylediği sözler yetmiyormuş gibi ortaya çıkıp bilimsel bir jargonla eşcinselliğin hastalık olduğunu tekrar eden beyefendi.
Birden gözüm karardı, sanki minibüs uçmaya başlamıştı, elimde olmadan kravatımı çıkarttım ve başımın üzerinde kement gibi döndürüp Prof. Tarhan’a benzeyen o adamın üzerine fırlattım: “Dikkatli ol amigo!” diye haykırarak adamcağızı ayak bileklerinden yakaladım, bu kez kemerimi çıkardım, yine şöyle bir başımın üzerinde döndürdükten sonra başladım adamı kırbaçlamaya; “bu ilahi adalet için, bu eşcinsel olan çocuklarına ‘hasta’ diyerek üzdüğün ana babalar için, bu eşcinselliğe Nazi subayları gibi yaklaşarak hayal kırklığına uğrattığın gerçek bilim adamları için.
Yazının devamını okumak için tıklayın.