Amerikalı pilot Paul Tibbets, uçağını Hiroşima’ya doğru uçururken tarihin gelmiş geçmiş en büyük celladı olacağının farkında mıydı acaba? Benimki de amma da soru; elbette farkındaydı, koskoca bir komutandı ana sınıfı öğrencisi değildi ki.
Tibbets, Hiroşima saatiyle gece 2.45’de, Enola Gay adlı uçağı ile Tinian adasından havalandı. Günün tarihi, 6 Ağustos 1945’di. Uçak, sabahın 8.15’inde şehir semalarına varmıştı bile. İşte tam bu saatte, bizim pilot, o meşhur atom bombasını 9600 metreden aşağıya bırakıverdi ve sonra da hızla çekip gitti. Little Boy adı verilen bomba, hesaplandığı gibi yerden 580 metre yükseklikte patladı. Bir kaç saniye içinde kenti bir alev fırtınası sardı. Bu fırtına önüne gelen herkesi ve her şeyi kavurdu: Okuluna gitmeye hazırlanan bir ilkokul öğrencisini, işbaşı yapan bir temizlik işçisini, yatakta sevişen iki sevgiliyi, ibadethanedeki yaşlı bir erkeği, hastanede ameliyata hazırlanan genç kızı, müşterisinin evinden yeni ayrılan bir hayat kadınını ve daha kimleri… Hâlâ kesin bir rakam yok ama o gün toplam 70 bin insanın yaşamını yitirdiği söyleniyor. Radyasyonun etkileri zamanla artınca ölümler 200 bini buldu.
Pilot Paul Tibbets, bu tarihi katliamdan yıllar yıllar sonra bile, “Allah kahretsin, ben ne yaptım, nasıl kıydım onca insana” demedi. Hatta her defasında hiç pişmanlık duymadığını vurguladı ve “bugün yine aynı görev verilse yine yapardım” dedi. Çünkü ona göre bu iş vatanın selameti için yapılmıştı.
Geride kalan 6 ağustos günü, Hiroşima’ya atılan bombanın 63. yıl dönümüydü. Bu nedenle New York’ta da çeşitli etkinlik düzenlendi. Etkinliklerin amacı, insanlara barışın önemini göstermek, savaşın nasıl bir felaket olduğunu anlatmaya çalışmaktı. Ben bu etkinliklerin hiç birine katılamadım, ancak geçen akşam eve gelince YouTube’dan Hiroşima’yla ilgili pek çok video izledim.
O videoları izlerken aklıma ister istemez Sabiha Gökçen düştü. Atatürk’ün manevi kızı ya da öteki adıyla dişi “Türk Kuşu” Sabiha Gökçen. O’da 1937’lerde tek motorlu tayyaresiyle Dersim semalarında uçmuş ve “haydut” dediği TC vatandaşı Kürtler’in üzerine tepeden bombalar yağdırmıştı.
Bir süre sonra izlediğim vidolardan yorulmuştum, elimdeki bilgisayarı sehpanın üzerine bıraktıktan sonra, recliner koltuğumun üzerinde öylece uykuya dalmışım.
GİZLİ TEŞKİLAT • Rüyamda, Buğday tarlalarının arasından akıp giden bir yolun düzlüğündeyim. Etrafta in cin top oynuyor. Aaa tek motorlu bi tayyare uzaktan bana doğru yaklaşıyor. Tayyareye de bakın siz, alçalıyor galiba, yok düşüyor, hayır göğsünü saçlarıma sürüp tekrar havalanıyor. Belli ki bu kötü kalpli tayyare canımı almaya çalışıyor, Hitchcock’un Gizli Teşkilat filmindeki tayyarenin aynısı bu, bense o filmdeki oyuncu Cary Grant gibiyim, yolun üzerinde zikzak çizerek, bu at sineği gibi peşimden koşturan tayyarenin elinden kurtulmaya çalışıyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.