Başbakan Erdoğan’ı, Van’daki AKP teşkilatı “Barışın Önderi Hoşgeldin / Serokê aşîtîyê tû bi xer hatî” pankartıyla karşılamış. Dün Yenişafak gazetesi de bu sloganı manşetine taşımıştı. Bu ülkede bir zamanlar “barış” demenin kendisi bile “terör örgütünün propagandasını yapmak” olarak anlaşıldığı için gerçekten de sevindirici bir gelişme.
Barışın tesis edilebilmesi için herhalde öncelikle insanların birbirini küçümsemeden, aşağılamadan, hain ilan etmeden, dışlamadan konuşabileceği asgarî bir üslup tutturabilmek gerekir. Aksi takdirde en hafif tabiriyle birbirine “küs” olan insanları başka türlü barıştırmak nasıl mümkün olabilir ki? Bu anlamda ne yazık ki Başbakan Erdoğan’ın Van konuşmasında “barışın dili”ni bulmak benim açımdan pek de mümkün olmadı.
Erdoğan, konuşmasında BDP’ye “Kürtleri ben temsil ediyorum” iddiasından dolayı çıkışmış. Haklıdır. Bu iddianın bazı BDP’liler tarafından savunulduğu yalan değil. Hatta Emine Ayna’nın 2008 seçimleri öncesi AKP’ye oy verecek Kürtleri Kürt olmamakla, asimile olmakla suçladığı herkesin malumu. Bu anlamda BDP’nin de her zaman barışçıl bir üsluba sahip olduğunu iddia edecek değilim. Ancak bu üstenci yaklaşımı eleştirip, aynısını Başbakan’ın tekrar etmesi de ironik gerçekten.
Zira Başbakan da konuşmasında –sıklıkla hatırlattığı gibi- Meclis’teki en çok Kürt milletvekilinin de bölgeden en çok milletvekilinin de kendi partisinde bulunduğunu vurgulamış. Yani BDP’ye “Kürtleri en çok ben temsil ederim, sana ne oluyor” demek istemiş.
Yazının devamını okumak için tıklayın.