İki haftadır şimdiye kadar AKP’ye şartlı destek vermiş liberal yazarların şaşkın, öfkeli ya da temkinli bir biçimde de olsa “AKP nereye koşuyor” sorusunu cevaplamaya çalıştıkları yazılarını okuduk.
Kanaatime göre AKP, gayrı Müslimlerden sosyalistlere farklı kesimlerden milletvekili çıkarmaya hazırlandığından toplumsal tabanını kaybetmemek için tüm bu “aşırılık”lara başvuruyor. Keskin bir Türk milliyetçiliği yapmadan, yani Kürtleri ürkütmeden, muhafazakâr bir Osmanlı milliyetçiliğiyle “çevre”nin savunuculuğunu birleştiriyor. Bu işten ne kadar kayıpla ya da kazançla çıkar zaman gösterecek. Bugün dikkatinizi çekmek istediğim husus Başbakan’ın beyanatlarındaki “Bize karşı Onlar” ayrımı.
“Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar içiyorlar. Trafik polislerinin kazalarda yakaladıkları kimler? Bunların yaptıklarını ölümle mi ödeyeceğiz?”
“Onlar” içiyorlar, “Biz” mi ödeyeceğiz? Trafik canavarlarının sadece alkol alanlardan ibaret gösterilmesini geçtim, “aksırana, tıksırana kadar içiyorlar” diye tabir edilmek içki içmeyen birisi olarak beni bile rahatsız etti. Burada içki içenleri ötekileştirerek içki içmeyen çoğunluğun kalbini kazanmak gibi bir motivasyon sözkonusu herhalde. Böylelikle “yaşam tarzı siyaseti” üzerinden kutuplaşma sağlanarak ne Kürt meselesinde, ne asker-sivil ilişkilerinde, ne de AB sürecindeki çuvallamalar gündeme gelmeden kolay yoldan oy kazanılmış olacak. Anlayacağınız AKP sahil şeridini ya da yüzde 42’yi çoktan gözden çıkarmış durumda.
Başbakan Erdoğan’ın ağzından sıklıkla duymaya başladığımız “Ya bizdensin ya onlardan” telakkisinin içerdiği siyasal hesaplar bir yana “aksırana, tıksırana” ifadesini duyar duymaz aklıma birkaç yıl önce AKP’ye gönül verenleri “bidon kafalılar” ya da “göbeğini kaşıyan adamlar” diye aşağıladığını sanan güruh geldi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.