Ne yapalım, isteyenin bir yüzü... Meclis’te başörtülü vekil istiyoruz. Seçimlerden sonra kurulacak meclis yeni anayasa yapımına öncülük edecek. Yani bir anlamda "kurucu meclis" olma özelliğini taşıyacak. Bu yüzden Türkiye’deki tüm toplumsal kesimlerin o mecliste yer bulması elzem.
Bugüne kadar başörtülü kadınlara sokakta, üniversite kapılarında, medyada, hatta haklarını aradıkları mahkemelerde bile; yani adına “kamusal alan” dedikleri korunaklı alanların hepsinde cüzamlı muamelesi yapıldığı yeter artık. Liklik, dindarları dövmenin teminatı değil; farklı dinlerden insanların birarada yaşayabilmesini sağlama iddiası olan bir sistemdir.Madem öyle, başörtülü kadınlarla aynı temayüllere sahip erkeklerin meclise girmelerinin önünde hiçbir engel yokken neden başörtülü kadınların önüne çekilen set alkışlanıyor?
İlk başörtülü vekilimiz Merve Kavakçı, meclisten başbakanın “Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Bu hanıma haddini bildiriniz." cümlelerine eşlik eden, çocuklar gibi şen “Dışarı!” diye bağıran diğer bazı vekillerin alkışları arasında kovulmuştu. Birisi de çıkıp o başbakana "Esas burası millete meydan okunacak yer değildir, sen haddini bil!" demedi, diyemedi... Ancak artık vaktidir.
Muhterem Bülent Arınç, “Vakti gelmeyince çiçek bile açmıyor" “diyerek başörtülü vekil tartışmasına kendince son noktayı koydu. ”Ak Parti'nin vicdanı“ olarak andığımız bir siyasetçiden bu sözleri duymak yüreğime ağır geldi açıkçası... Biliyorum ki benzer bir açıklama başka herhangi bir toplumsal gruba yapılmış olsaydı kıyamet kopardı. Gel gör ki mevzu başörtülü kadınlar olunca yaprak bile kımıldamadı. İşte böyle bir sahipsizlik duygusuyla bu satırları yazmak zorunda hissettim. Yoksa bana sorarsanız bu iş öncelikle başörtülü olmayan kadın ve erkek yazarlara düşerdi....
EMASYA kaldırıldığında ya da Erbakan vefat ettiğinde “28 Şubat süreci sona ermiştir” gibi cümleler kurulması kulağa hoş geliyor olabilir ama gerçek bu değil.
Yazının devamını okumak için tıklayın.