PKK’yı dize getirdik.” Pek çok kişinin şu anda böyle düşündüğüne şüphe yok. Atılan manşetlerden kurulan söylemlere dek bu anlamı çıkarmak çok da güç değil. Ancak PKK’yı sadece bir örgütten ibaret olarak görmek, bu örgütün halk tabanındaki karşılığını örgütü sindirerek yok edeceğini düşünmek, üstelik de bunu Kürt meselesini çözmek niyetiyle yapmak tam bir akıl tutulmasıdır. Allah aşkına yıllardır devlet zaten farklı bir şey mi yapıyordu ki?
Şahsen Kürtlerin sadece sivil mücadele yöntemlerini kullanmış olsalardı bugün siyasal anlamda daha çok mevzi kazanmış olacağına inanan biriyim. Yani “anılmazdı Kürdün adı, gerilla olmasaydı” diyenlere katılmıyorum.
Müslüman-Türk bir ailede yetişmiş biri olaraksa Öcalan’a ve söylemlerine sempati beslemem mümkün değil. Fakat bununla beraber benim düşüncelerim, hislerim ya da hayata bakış açım Kürt Meselesi’ne etki etmekte birincil öneme sahip değil. Çünkü siyasal meseleler şahsi özneleşme süreçlerimizden bağımsız olarak kendi gerçekliklerini üzerimize zorlarlar.
O yüzden ben istediğim kadar Öcalan’ın MİT’le ilişkisine dair tezlere olan inancımdan ya da onun Kemalizmin Kürt versiyonu olduğuna dair oldukça sağlam olan argümanlardan bahsedersem edeyim, ortada sosyolojik bir vakıa var. O da nicelik olarak küçümsenemeyecek ölçüde büyük bir Kürt kitlesinin Öcalan’a bağlılığı ve PKK’ya olan sempatisi. Eğer bazı Kürtlerin Öcalan’a bağlılığını ve PKK sempatisini söylemsel olarak ifade etmeleri sağlanmazsa daha çook ‘taş atan çocuklar’ görür, silahlı çatışmada kaybettiklerimize dair haberler okuruz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.