Bir topluluk karşısında çırılçıplak olduğunu görmek insanlık âleminin ortak kâbuslarından biri olsa gerek. Bu yüzden kişiyi insanlığından soyutlamayı amaçlayan işkencecilerin değişmez ilk emrinin “soyun!” olması da tesadüf olmasa gerek. Çünkü mahremiyet, değişik tezahürleriyle birlikte insanlığın ortak değeridir.
Kimi kabilesinin âdetleri uyarınca sadece cinsel organını örter, kimiyse inandığı dinin gereği olarak elleri ve yüzü hariç her yerini örter. Nudistleri gücendirmek istemem ama sonuç itibariyle insan –topluma, örfe, kanuna, geleneğe ya da inancına uyarak- öyle ya da böyle bazı normlar çerçevesinde örtünen bir varlıktır. Başörtüsü yasağının çerçevesinin “üniversite- ilköğretim- kamu” üçgeninde hoyratça (yoksa “provokatörce” mi demeliydim!) çizilmeye çalışıldığı bugünlerde mevzua bir de bu yönden bakmanın isabetli olacağını düşünüyorum.
Zira ancak bu yönden bakabilirsek, bunca yabancılaştırma çabasına ve korku efektleri eşliğinde haber malzemesi yapılmasına rağmen başörtülü kadınların da sizinle beraber insanlığın ortak bir değeri olan mahremiyetleri için mücadele ettiklerini anlayabilirsiniz. Ve belki o zaman “Türban kamuya giriyor” manşetleriyle başörtülü kadınları sanki birer uçan örtüden ibaretmiş gibi yansıtan dile eleştirel bir mesafe alıp, mahremiyetini ihlal ettirmemekte ısrarcı olmanın değeri üzerine düşünebilirsiniz.
İlköğretim çağındaki kızların başlarını örtmelerine de bu zaviyeden bakabilmek gerek diye düşünüyorum. Bir kız çocuğu nasıl annesinin mini eteğine ve fönlü saçlarına özeniyorsa, aynı şekilde pardösüsüne ve başörtüsüne de özenebilir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.