Nefes: Vatan Sağolsun filmindeki karakol komutanı yıllardır savaşmaktan yorulduğu PKK’nın yaklaşmakta olan baskınını iliklerine kadar hissederek birlikteki en yakın arkadaşına şöyle der: “Her şey kapkara Barış. Aradığım sorulara cevap bulamıyorum. Cevapsız kaldım dağlarda... Her şey anlamsızlaştı. Bunu söylemeye cesaretim yok.”
Bu savaş anlamsız bir savaş. Devlet zulmüne karşı ayaklanmış, kendisi de pek çok zulme imza atmış bir örgüt var. Örgütü yok etmek için devlet, zulmünü daha arttırmış ve sistematikleştirmiş. Örgüt daha da palazlanmış. Devlet “son terörist ölü ele geçirilinceye kadar” dedikçe örgüte “can” katmış. Peki, bu anlamsız kısır döngüyü itiraf eden kaç kişi var bu memlekette? İtiraf etmemize engel olan ne? Binlerce gencin daha canına kıyılmasının önüne geçmemize engel olan ne? PKK’nın talepleri mi? PKK’yı yerle bir edememenin verdiği hınç mı? Kaybettiklerimizin intikamını alma dürtüsü mü? Yoksa o çok kabarık “millî gurur”umuz mu? Denklemden PKK’nın taleplerini çıkardığınızda geriye ne kalıyor: Hınç, intikam, gurur. Eğer bu savaşın anlamsızlığını haykırmanıza engel bu bencil duygularsa, bilin ki ölen bunca insanımızın vebali sizin de boynunuzadır.
PKK’nın taleplerine gelelim. Bazılarının ısrarla “bölücü terör örgütü” diye yazdığına bakmayın; PKK 1999’dan beri Türkiye’nin bölünmesini istemiyor. Öcalan bile “Eskiden devlet kurarsak her şey hallolur sanırdım” diyerek özeleştiri yapıp “tek devlet, tek bayrak” önerisinde bulunmuşken bu bölücülük söylemini artık bir kenara bırakalım. Türkiye’deki Müslümanlar ne kadar Şeriat rejiminde yaşamayı arzu ediyorsa Kürtler de bu ülkeden ayrılmayı o kadar arzu ediyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.