
Sivil toplum emektarlarıyla Kürt meselesinin çözümü için neler yapabileceğimizi tartıştığımız ve biraz da umutsuz ayrıldığımız bir akşamdı. Beraber yürüdüğümüz arkadaşlarım Taksim’deki bir otelin önünde bekleyen bir grubu heyecanla işaret ettiler. Dönüp baktığımda baştan ayağa siyahlar içinde, kadınlı erkekli bir topluluk gördüm. Erkeklerin kıyafetlerinden rahip oldukları anlaşılmasaydı, rahibelerin bir grup takva ehli Müslüman kadın olduğunu düşünebilirdim. Yani rahibelerin kıyafeti, Müslüman kadınların kıyafetine gerçekten çok benziyordu ve bu benzerliği ehl-i kitapla Müslümanlar arasında “müşterek olan kelime”nin (Âli İmrân-64) tecessümlerinden biri olarak gördüğümden gocunmak bir yana oldukça memnun olmuştum.
Cesaretimi topladım ve yanlarına gidip rahibelerden birine kendimi tanıttım. Kıyafetlerinin İslâm’daki kadın tesettürüne çok benzediğini ve Müslüman bir kadın olarak bir gün onlar kadar mütevazı bir biçimde örtünebilmeyi arzu ettiğimi anlattım. Bu ‘girişi’ hem şaşkınlık hem de mutlulukla karşıladılar ve ayaküstü biraz sohbet ettik. Yunanistan’ın ücra bir köyündeki bir manastırdan Türkiye’yi ziyarete geldiklerini ve buradaki ilk akşamlarında böyle karşılanmaktan ötürü çok memnun olduklarını söylediler. Gruptan ilk tanıştığım kişi olan rahibe Antonini (fotoğrafta) adresimi istedi. Bana kart atacakmış. Ayrılırken Yunanistan’a yolum düşerse mutlaka manastırlarına da beklediklerini eklediler. Yaklaşık bir ay sonra rahibe Antonini’den üstünde manastırlarının fotoğrafı olan bir kart aldım. Tanışmamızı büyük bir keyifle yâd ettiğini yazıp davetini tekrarlıyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.