Sinema artık biraz da pazarlamayla ilgili hale geldi, öyle ki
Paranormal Activity gibi düşük bir bütçeyle çekilmiş bir filmi bile milyonlar izledi. Sıradan bir korku-gerilim gibi gözüken
Paranormal Activity çok da normal olmayan olayların yaşanmasıyla birlikte gelişen süreci ele alıyor. Oren Peli’nin yazıp yönettiği, aslında 2007 yapımı olan filmin farkı, kameranın durduğu yer. Daha önce
Blair Witch gibi örneklerini gördüğümüz bu yöntem seyirci üzerinde etkili oluyor. Evin içerisinde bir kamera ve kamera üzerinden yani gözetliyormuşçasına anlatılan hikâye seyircinin gözündeki gerçekliği kat be kat arttırıyor.
Birlikte yaşayan bir çift evlerindeki seslerden rahatsız olunca bir kamera alırlar. Çok geçmeden Katie’yi küçüklüğünden beri takip eden bir ruhun yeniden harekete geçtiği anlaşılır. Bu sırada evde gizemli olaylar yaşanmakta, yaşanan bu olaylar çift uyurken bile kameraya alındığından görülebilmektedir. Yani seyirci tek mekânda geçen filmde oyunculardan biri kamerayı evin neresine koyarsa filmi oradan izliyor. Olayları dışarıdan izleyen, zaman zaman dalgalanan kamera adeta seyirciyle hareket ediyor. Sadece iki karakter var arada gelen medyum ile uğrayan arkadaş geçip gidiyor sadece. Kız arkadaşına yardımcı olmak isteyen Micah ise çabasının aksine itici duruyor. Korku filminden etkilenenler daha sonra üzerine düşünenler bu filme gitmeden önce biraz düşünmeli, zira “kelebek etkisi” yaratabilir.
Kaptan Feza biraz absürt biraz polisiye Ümit Ünal’ı senaristliğiyle tanıdık ilk önce, sonra ilk uzun metrajlı
Dokuz, bir ilk film için gayet başarılıydı. Sonrasında ise farklı arayışlara girdi Ünal.
Yazının devamını okumak için tıklayın.