Üçleme tamamlamak bulmacaya benziyor biraz. Geçmişle geleceğin karıştığı anda tek bir karaktere dolanıyor ip. Semih Kaplanoğlu Yumurta-Süt-Bal üçlemesiyle Yusuf’u anlattı bize, kendi içeriden baktığı Yusuf’u perdede gösterdi. Tersinden izlediğimiz bir hikâyeydi bu. Önce Yumurta’da Yusuf’un 30’lu yaşlarına rastladık, sonra Süt’te ergenlikten çıkmış delikanlılığına, Bal’da ise çocukluğuna tanık oluyoruz.
Yusuf, Çamlıhemşin’in köyünde anne ve babasıyla yaşıyor. Babası arıcı, annesi kendi halinde, arada sırada çay topluyor, mutfağında hep. Yusuf babasına hayran bu çok açık, o ne yapsa bir başka bakıyor ardından. Fısıldaşırken bile kendilerine has bir dil oluşturduklarını anlayabiliyoruz. Bir elmayı ikiye bölerkenki huzuru sadece görmüyor aynı zamanda hissediyoruz. Anne ise biraz yok sayılıyor aralarında ama umursamıyor bunu, Yusuf’un çocukluğuna veriyor çoğu zaman. Günün birinde arılar ile bal hasadı azalınca baba uzak tepelere bakmaya gidiyor. Gidişin adından Yusuf ile annesi yalnız kalıyor. Yusuf hem okuma öğrenmeye hem de babasını beklemeye çalışıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.