Cemal Süreya gideli yirmi yıl oldu. Bundan yirmi yıl önce ocak ayının dokuzunda Kadıköy’de yumdu hayata gözlerini. Şairlerin çoğu, yaşarken yeteri kadar anlaşılmadıklarını, ünlü olmadıklarını düşünür, genellikle de öyledir. Günümüzde klasik olarak adlandırdığımız şairler, yaşarken acı çekmiş, kıymeti sadece belli bir çevre tarafından anlaşılmış insanlar. John Keats mesela, romantik şiirin en önemli isimlerinden biri olarak kabul ediliyor ama yirmi beş yıllık kısa ömründe hiç başarılı olduğunu düşünememiş. Oysa şimdi İngiliz edebiyatı deyince okunması gereken bir şair, derslerde işleniyor, bir dönemi, aşkı anlamlandırmak için onun şiirlerinin bir kenarından tutmak gerekiyor
Cemal Süreya yaşarken de kıymeti bilinen bir şair. Her ne kadar gündelik hayatında baba ya da koca olarak sıkıntı çekse de şair olarak anlaşılmış ve sevilmişti. O satırlar ki nasıl sevilmesin;
Yitirdim ya da hiç olmadı sanıyordum
Oysa karışık bir anı gibi
Seni uyurken öpmesi gibi babanın
Bir ilkkar tomurcuğu gibi...
Şiirleriyle çok az tanışmıştım hayatını okuduğumda, lise yıllarımın sonu, kara kaplı bir kitap geliyor eve, Feyza Perinçek ile Nursel Duruel’in hazırladığı o zaman Kaynak Yayınları tarafından yayımlanan geçtiğimiz yıl Can Yayınları’nın yeniden bastığı
Şairin Hayatı Şiire Dahil. Okudukça Cemal Süreya’yı daha çok sevdim, şairden önce insan olarak sevdim, aşklarını, acılarını dostluklarını her satırını anlamaya çalıştığım bir adam olarak sevdim.
Yazının devamını okumak için tıklayın.