İstanbul Film Festival’inde “İstanbul: İçeriden ve Dışarıdan” diye bir bölüm var, İstanbul’u çeşitli şekilde filmin merkezi yapan mekânsal olarak hakkını veren filmlerden bir seçki gösteriliyor. Alain Robbe Grillet’in yönettiği Ölümsüz Kadın filmi bunlardan biriydi. 1960’lar İstanbul’u, boş sokalar, parmakla sayılacak insanlar ve eski evler... Günümüzü düşününce insan birkaç kişinin doldurduğu, neredeyse boş vapurları, eski evleri özlüyor. Şimdi nereye baksak bir gökdelenle rastlaşıyoruz, nasılsa gözümüz alıştı artık.
Bazı şeyler eskidikçe güzelleşir, eskidikçe önem kazanır, değeri artar. Eskinin yerine yenisini yapmak içinse sağlam sebepler gerekir. Emek Sineması ve çevresinde geliştirilen proje, şehrin, caddenin dokusuna uygun değil. Bunu yoldan geçen herhangi birine sorsanız benzer bir yanıt alırsınız.
Ne yazık ki herkes estetik düşünmüyor. Artık önemli olan büyük mağazaların konuşlandığı merkezler yapmak. Mesele böyle olunca bir binanın estetik ve tarihî değerinden ziyade farklı meseleler gündeme geliyor. Geçtiğimiz hafta Mimarlar Odası’nda konuya ilişkin bir toplantı yapıldı, bizzat bulunamasam da toplantıya katılan bazı arkadaşlardan bilgi edinmeye çalıştım. Süreç hukuki yollarla durdurulmaya çalışılıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.