Dillerin karıştığı bir coğrafyadayız. Batısında ayrı doğusunda ayrı bir dünya var sanki. Bunu anlamak için doğuda birkaç yer görmek ya da televizyon izlemek bile yeterli oluyor çoğu zaman. Orhan Eskiköy ile Özgür Doğan’ın birlikte çektiği İki Dil Bir Bavul iki ayrı dünya gibi gözüken topraklarda batılı bir öğretmen gözüyle arada kalmışlığı yansıtıyor.
Denizlili öğretmenin köye gelmesiyle açılan film öncelikle onun yaşadığı şoku gösteriyor. Köye geleceğini bilen ama bu kadar geri bir ortamla karşılaşacağını düşünmeyen öğretmen suyunu bile kendi taşıdığı bu coğrafyaya alışmak zorunda. Üzerine bir de Türkçe bilmeyen çocuklara okuma-yazma öğretmek durumunda kalmış olması işini iyiden iyiye zorlaştırıyor, bir diğeri için öbür dil yabancı olunca haliyle anlaşmak da zorlaşıyor. Çocuklar ise en masum halleriyle bilmedikleri bir dilde okula gitmenin, eğitim almanın zorluğunu yaşıyorlar.
Filmin en önemli özelliği kurmaca ile belgeselin karışmış olması. Yönetmenler herkesi kendi doğal halleri üzerinden betimliyor. Öğretmeni canlandıran Emre Aydın gerçekten köye gelen bir öğretmen. Çocukların döşeklerin kenarında çoğunlukla yerde defter ve kitaplarını koyarak ders çalışmaya çalışmaları, tamamen kendi doğal halleriyle kamera karşısında olmaları da bu anlatımı pekiştiriyor. Görüntüler o kadar gerçek ki seyirci ilk başta birilerinin hayatını gözetliyormuş gibi rahatsız bile olabilir. Öğretmenin çocuklara olan tutumu, yaşadıklarını anlatacak kendine eş bir dostunun olmaması tüm yaşadıklarını annesiyle yaptığı telefon görüşmeleri üzerinden anlamamızı sağlıyor. Bu görüşmelerin çoğunda öğrencilerinden bahsediyor, şikâyet etse de daralsa da sıkılıp vazgeçmiyor. Özverili ve sabırlı, en önemlisi de çocuklara dayatmacı bir şekilde yaklaşmıyor. Onların bu hassasiyetini anlıyor ve sadece istiyor ki eğitim hayatı Türkçe ve bu hayata bir biçimde dahil olmaları için Türkçeyi de öğrenmeleri gerekiyor. Filmde karşısında durabileceğiniz herhangi bir karakter ya da düşünce yok. Öğretmen de haklı, çocuklar da... Sadece oturup sistemi, işlerliğini iki dil arasında kalan çocukları düşünüyorsunuz.
İki Dil Bir Bavul filminin anlatım kalıpları, dramatik yapısı seyirciye farklı gelebilir ama içine davet ettiği dünya kimilerinin hiç rastlayamadığı türden. Anneler, babalar ve okutmaya çalıştığı çocuklarını her sabah giydirip okula göndererek bir yerinden hayata tutunmalarını beklemeleri, her şey o kadar oraya özgü ki bu da filmin gerçekçiliğini arttırıyor. İzlerken bir yandan biliyorsunuz ki bunların hepsi gerçek sadece yaşanan olaylar da değil karakterler, öğrenciler de öyle.
Bu yıl Adana Altın Koza’da Yılmaz Güney ödülü de İki Dil Bir Bavul’a verilmişti. Yurtdışında da çeşitli festivallerden ödüllerle dönen film, Altın Portakal’da da En İyi İlk Film ödülünü aldı. Özgür Doğan ile Orhan Eskiköy’ün kısıtlı bütçe ile oluşturdukları bu çalışma toplumsal bir sorunun perdeye yansımış hali. Kürtçe bilmeyen bir öğretmenin Türkçe bilmeyen çocuklara okuma-yazma öğretme sürecini anlatan İki Dil Bir Bavul’un vizyona giriyor olması bile çok önemli. İki dili bir bavula sığdırmaya çalışırken görmezden gelmemek, gidip görmek, yanı başımızda durup bakmadığımız çocuklara bakmak gerek.
|