Sinema yazarı olunca kategorileştirilmek kolay oluyor, hemen bir kalıba sokuluyor insanlar. Oysaki sinema ile uğraşan insanın işi zor, mesaisi bitmez evde sürer, festivallerde de devam eder. Okumak gerekir, yeni yönetmenleri takip ederken, klasikleri de kaçırmamak lazımdır. Bir yönetmeni hatmedersiniz, bir diğeri başlar ve bu böyle sürüp gider.
Ne zaman popüler bir film kamuoyu nezdinde yankı yapacak olsa sinema yazarlarının görüşleri alınır, bu genel bir haber örneğidir. Cem Yılmaz’ın yeni bir filmi mi çıkıyor, ya da Recep İvedik mi geliyor hemen birkaç sinema yazarından görüşleri istenir. İçtenlikle söylenildiği zaman da eleştiri oklarının hedefi olur yazarlar, söylese bir dert, söylemese bir dert. Nihayetinde
Recep İvedik 3’le birlikte mesele yine ateşlendi. Sinema yazarları
Recep İvedik serisini genel anlamda pek sevmedi, bu her üç filmin vizyona giriş sürecinde dile gelmiş bir mesele, bugün ise sinema yazarları birtakım “köşe”lerden
Recep İvedik’i sevmedikleri için topa tutuluyor.
Yazarlar elbette ki hangi filmin ne amaçla yapıldığı konusuna hâkim, kimse
Recep İvedik’in sanatsal bir amaç taşıdığını düşünmüyor ya da filmi seyrederken bir Ingmar Bergman performansı beklemiyor, bu gayet açık. Bu demek değildir ki dünya sinemasında Pasolini var, Kurosawa var, Godard var ama
Recep İvedik çok avam; aklı başında hiçbir sinema yazarı böyle bir kıyaslama yapma işine zaten girişmez bile.
Yazının devamını okumak için tıklayın.