Nisan ayı oldukça hareketli geçiyor.
Tam 12 Eylül darbesiyle yüzleşebilmenin mutluluğunu ve heyecanını yaşarken, birden daha yakın bir geçmişte ülkeyi alla bullak eden bir postmodern darbenin başrollerindeki isimler yaptıklarının hesabını vermek için adalet önüne gelmeye başladı. Henüz isimleri okunmayanlar ise öyle tahmin ediyorum ki kafalarında “değer miydi acaba” sorusuyla sıralarını bekliyorlar.
Bu devlet, askeriyle, politikacısıyla, polisiyle, istihbarat görevlisiyle, gazetecisiyle, işadamıyla geçmişinde hâlâ hesabını vermesi gereken çok günah işledi. Utanılacak çok iş yaptı. Sağcısı solcusu, Kürt’ü Türk’ü, Ermeni’si Rum’u, dindarı dinsizi, tinercisi ayyaşı, şişmanı kısası, gözlüklüsü gözlüksüzü demeden herkesin geleceğini kararttı, fakir bıraktı, hakkını yedi, geleceğini aldı bu devlet.
Bunları yapanlar, kendilerine gösterilen inancı, güveni, bahşedilen gücü en hafif deyimle kötüye kullanarak hizmetle yükümlü oldukları insanların yaşamlarını hiçe sayıp canlarını alarak, hiç tereddüt etmeden bu insanların enerjilerini, paralarını veya inançlarını kendi zenginlikleri uğruna sömürdüler.
Devletin millete hizmetle yükümlü olduğunu bir türlü kavrayamadıkları veya bunu kabullenmenin kendileri için hiçbir işe yaramayacağını düşündüklerinden dolayı, o çok sevdikleri ve anlamsız bir şekilde insanlarından ayrı gördükleri devletlerinin bir sürü olumlu gelişmeye rağmen hâlâ bir 3. Dünya ülkesi görüntüsünden kurtulamamasına neden oldular.
Yazının devamını okumak için tıklayın.