Bir söz, bir vaat veya somut bir açıklama kördüğüme dönüşen toplumsal bir sorunu –Kürt meselesini- çözmeye yeter mi? Liderlerin Diyarbakır ziyareti gündeme geldiğinde aklıma ilk bu soru gelir. Sözün, ifadenin gücünü aklımda ölçer-biçer, neye çare olabileceğini yakın tarihten örneklerle çıkarmaya çalışırım.
Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır’a 2005’te yaptığı ziyaret ile sonrasındaki iki gezisi de hatırlıyorum aynı heyecanla tartışılıyordu. Beklenti aynı beklenti, kamuoyundaki merak da aynı merak...
Ne konuştu veya ne söylemedi, bu ayrı. Erdoğan’ı merakla dinleyen insanların beklediği aslında gerçeküstü, sihirli bir sözden başka bir şey değildi.
Her şeyi geride bıraktıracak, yeni bir sayfa açtıracak büyülü bir kaç kelime...
Her şeye gücü yetecek kutsal bir söz gibi.
Hayatta böyle bir etkiye sahip sözler veya anlar var mı bilmiyorum.
Belki de vardı ve Başbakan dile getirmedi, bunu öne sürenler olabilir.
Ben bu beklentilerin gerçeklerden beslendiğine inanıyorum ve bunları gözardı etmenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Ancak abartmıyorum da. 2005’te devletin hatalarını kabul eden ve “Kürt sorunu benim sorunumdur” diyen Erdoğan’ın sevindiremediği Kürt siyasetçilerini, 2010’daki hangi söz ya da açıklama sevindirebilir merak ediyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.