Hayal kırıklığı... Mahkemenin Hrant kararı, neredeyse konuyla haberli herkeste bu duyguyu uyandırdı. Buna davanın avukatları da dâhil. Son duruşmaları hatırlayanlar için aslında sonuç pek şaşırtıcı olmadı; aşağı yukarı bu yönde bir kararın çıkacağı tahmin ediliyordu. Dink Ailesi’nin avukatları davanın arkasındaki örgütlü yapıyı deşifre etmek için son âna kadar –deyim yerindeyse– çırpındılar; bu yönde tesbit ettikleri delilleri mahkemeye kabul ettirmeye çalıştılar. Ama mevcut dosyanın kapsamı ve yargılanan kişilerin sayısına bakarak –en azından bu aşamada– başka türlü bir kararın çıkması –bence– zaten beklenmiyordu.
O halde bu “hayal kırıklığı”nın nedeni ne?
Hrant kararının açıklandığı ilk andan itibaren bu duygunun, küçük daireler halinde genişleyerek insanları etkisi altına aldığını gözledim. Kararın birinci gününde Dink Ailesi ve avukatları ile Hrant’ın yakın çevresi, ikinci gününde siyaset ve toplumun farklı duyarlı uçları, üçüncü günde ise neredeyse tüm Türkiye, mahkeme kararının yarattığı hayal kırıklığını yaşadı.
Dink için dün Taksim’den AGOS’un önüne kadar yürüyen o büyük kalabalığa hâkim olan duygu yine bu hayal kırıklığıydı.
Rakel’in ve Dink Ailesi’nin her birinin yüz ifadelerine yerleşen o üzüntü ve düş kırıklığını anlayamazsak, bu ülkede hiçbir konuda adaletten ve hukuktan bahsedemeyiz. Bu büyük bir ikiyüzlülük olur.
Yazının devamını okumak için tıklayın.