Son günlerde ilgi toplayan ya da medyamızın ilgi toplamasını istediği bir olay, Başbakan’ın, muhalefetteki partilerle, bu partilerin başkanlarıyla, Anayasa değişikliği paketi ana konu olmak üzere, bir dizi görüşme yapması. “Şöyle çağırırsa gitmem” veya “Özür dilerse giderim” türünden alışılageldik bayağılıkların da tabii ki eksik kalmadığı bir süreç böylece başladı. Bunun sonunda hiçbir şey olacağı yok, olmayacağını görmemek de mümkün değil. Ama herhalde bize konu lazım ve şimdilik bununla idare ediyoruz.
Dün bazı gazetelerde Başbakan’ın BDP’den bir randevu talebinde bulunmadığını okudum. Doğruysa, gene son derece yanlış bir karar.
Bu görüşme hikâyesinden “olumlu” bir sonuç çıkmayacağını biliyorum, ama, “olumuzluk” denince, o her taşın altından başını gösterebiliyor. Şimdi bu hikâye de, hiçbir şey yapmayacak, ama bir şeyleri yıkmaya devam edecek, onun için malzeme sağlayacak.
Öte yandan, Anayasa değişikliği konusunda, BDP’nin davranışına baştan sona akıl erdirmenin çok zor olduğunu da unutmamak gerek. Başbakan’ın “onlarla görüşmem” tavrını kabul edilebilir kılabilecek tek etken BDP’nin bu davranışı. Nitekim, tavrı ve üslûbuyla, tek kelimeyle “korkunç” denecek bir noktaya gelen MHP’den görüşme istenmemiş.
Yazının devamını okumak için tıklayın.