İzliyoruz. Evet, toplum olarak Kürt savaşını izliyoruz. Biraz uzaktan bir seyir bu. Türklerin de Kürtlerin de çoğu, aslında bu pozisyonda. Yakından, araya mesafe koymadan izleyenler, taraf olanlar da var –iki taraftan– elbet; ama onlar azınlıkta kalıyor. Çoğunluk mesafeli; taraflara neredeyse hiç bulaşmak istemiyor, kaçıyor, hatta kayıtsız kalmayı tercih ediyor; taraflara yaklaştıkça onaylamadığı bir savaşa ortak olacağından korkuyor.
Bu mesafe, bana çok önemli geliyor.
Barış için, önemli.
Kürt meselesinde şiddetin bir türlü devreden çıkarılamamasını gerçekçi bir barış önerisinin yoksunluğuna bağlıyorum. Mütevazı bir barış seçeneği olsaydı, sanırım savaş da bu kadar uzun sürmezdi. Sorunun kaynağıyla ilgili hangi gerekçe ileri sürülürse sürülsün Türklerin ve Kürtlerin itiraz edemeyeceği bir barış önerisi masaya gelmediği için bugün hâlâ kan akıyor ve bu ülkede gençler göz göre göre ölüme gidiyor.
Gerçekçi bir barış seçeneği olsa, toplumun çoğunluğu bu savaşa böyle seyirci kalmazdı. Ortada sadece ortak akla makul gelmeyen barış önerileri, şartları var. İki tarafın da itiraz edebileceği türden öneriler, bunlar. Barış olanaklarını tüketmekten ileri gidemiyor ve hızla savaş safhasına geçmeye yarıyor.
Kürt meselesinde “demokratik çözümün” dışındaki bütün kapılar maalesef savaşa açılıyor. Savaşla sağlanabilecek klasik bir “barış” da ihtimali de yok. PKK, silahla yol almanın peşinde, devlet de şiddetle örgütü sindirmenin...
Şiddet seçeneği, iki tarafın da demokratik bir çözüm kaygısı gütmediğini ele veriyor. Bu kısırdöngüyü kıracak tek yol, masaya gerçekçi bir barış seçeneğinin yatırılmasından geçiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.