Uludere’de 34 köylünün hayatını kaybettiği katliamın üzerinden 25 gün geçti. Ancak olayla ilgili sır perdesi hâlâ aralanmadı. Yürütülen gizli soruşturmanın nasıl sonuçlanacağı da merak konusu; zira şu âna kadar sadece bir albayın açığa alındığı söyleniyor. En azından kamuoyunda Uludere soruşturmasıyla ilgili pek ümitli bir beklenti yok. Özellikle de bombalamada yakınlarını kaybeden Gülyazı ve Ortasu köylüleri gizli soruşturmaya kuşkuyla yaklaşıyor. Devletin sessizliği Kürtleri endişelendiriyor, demek daha doğru olur.
34 vatandaşımızın sınırda bombalanarak feci şekilde öldürülmesi yakın tarihin en büyük toplu cinayetlerinden biridir. Tarihe de böyle geçecektir. Bütün yönleriyle aydınlatılmadığı sürece de Uludere, kara bir leke olarak tarih sayfalarındaki yerini koruyacaktır.
Uludere olayı ne idari ne de adli bir olaydır; bu yüzden idari ve adli soruşturmaların yanında Meclis iradesinin de kaçınılmaz olarak bu araştırmaya dâhil olması gerekiyor. İdari veya adli soruşturmayı tümden önemsiz görmüyorum elbette, fakat şunu anlamamız gerekiyor; Uludere’deki ölümler toplu bir katliam özelliği taşıyor, kurbanlar ise ayrı bir etnik kimlikten geliyor, yani Kürtler... Zaten ilk günden itibaren Uludere siyasi bir krize yol açmıştır. BDP, devleti, Kürtleri toplu katletmekle suçlamıştır; yani görüldüğü gibi Uludere ciddi bir etnik ayrışmaya kaynaklık edecek nitelikte bir faciadır. Bence özellikle de olayın bu kısmı anlaşılmalıdır.
Uludere faciasıyla ilgili bence şu âna kadar “olumlu” olarak addedeceğimiz tek ciddi gelişme, Meclis’te bir Uludere komisyonunun oluşturulmasıdır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.