Doğu ve Güneydoğu’da 1991-1997 arasında işlenen faili meçhul cinayetleri aydınlatmadan Kürt sorununda gerçek bir barışı sağlamanın mümkün olmadığına inanıyorum.
Sayıları onbinlerle ifade edilen bu cinayetleri aydınlatmadan, faillerini bulup yargılamadan, siyaseten mahkûm etmeden, hatta bu korkunç şiddete maruz kalan Kürtler’den özür dilemeden toplumumuzun normal bir hayata dönmesini beklemek iyimserlik olur. Çünkü o kanlı tarihin hayaleti hâlâ etrafımızda, hayatımızın içinde. Bu cinayetler aydınlatılmadan toplumsal vicdan da rahat etmez. O huzursuzluk işte bugün ülkenin dört bir yanına süregiden çatışma ve ölümlerle kendini dışa vuruyor.
Siyasi çözümlerle belki biraz yol alınabilir. Ama siyaset vefasızdır, bir çırpıda unutabilir, geçmişin üzerine sünger de çekebilir. Önemli olan doğrudan o acıyı yaşayan insanların adalet duygularıdır. Bunlar tatmin edilmeden bağışlama da gelişmez, huzur ve barış da olmaz.
Bunda yargıya çok önemli görevler düşmektedir. Yargının bu cinayetleri aydınlatmasının önünde artık bir engel görünmemektedir. Askerî vesayet kırılmıştır. Soruşturulmayacak, ifadesi alınmayacak asker kişi de kalmamıştır. En üst düzeyde askerler bugün savcılar tarafından sorgulanabilmektedir.
Emekli Korgeneral Atilla Kıyat’ın faili meçhul cinayetleri yeniden kamuoyunun gündemine getirmesi, yargı için de önemli bir fırsattır. Yargı bu konunun üzerine sonuna kadar gidebilir. Siyasi durum uygundur ve yeterli kamuoyu desteği de vardır. Atilla Kıyat’ın “cinayetlerin devlet politikası” olduğu yönündeki sözleri zaten herkesin bildiği gerçeğin (bir sırrın) yalın ifadesinden başka birşey değildir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.