Diyarbakır’ın Silvan bölgesinde, 13 asker ile yedi PKK’lının ölümüyle sonuçlanan çatışmanın hemen ertesi gün görüşlerine başvurduğum deneyimli bir emekli Özel Harekâtçı, ihmaller zincirini tek tek sıralıyordu. “40 derece sıcaklıkta, sırtlarında 30-40 kilo ağırlığında yük taşıyan acemi askerler adeta keklik gibi avlanmış. İran’ı, Afganistan’ı gözetlemek için AWACS alınırken, Güneydoğu’da istihbarat ihmal ediliyor” diyordu.
Ne acıdır ki neredeyse 28 yılı bulan terörle mücadele adı altındaki düşük yoğunluklu savaştan hiç ders alınmıyor. Kürt sorununa çözüm bulunması sürecinin kısaltılmasında önemli bir aktör olan ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Silvan felaketinin ardından, “Askerin morali bozuk olduğu için terörde zafiyete uğrandı” mealinde acımasız bir açıklama yapabiliyor. Kılıçdaroğlu, bu mealdeki sözleriyle adeta Ergenekon ve Balyoz davalarını gayrımeşru kılma arayışlarına giriyor. Oysaki bir an için düşünse, kendisine şu soruyu sorabilirdi, “28 yılı bulan savaşta asker hep mi moralsizdi de ihmaller zinciri birbirini kovaladı, siyaset onlarca yıl neden çözüm üretemedi?”
PKK, odağında anadillerini konuşmaları bile yasaklanmış Kürt halkının sorunlarının bir sonucudur.
Gözümün önünden hiç gitmez, salt Kürtçe konuştuğu için bir minibüs şoförünün gözlerine ve yüzüne yansıyan o korku ifadesi. 1980 darbesi sonrasıydı, dönemin Dışişleri Bakanı Vahit Halefoğlu’nun, Ankara’daki yabancı ülke büyükelçileri için düzenlediği Güneydoğu gezisini izliyordum. Bazı büyükelçilerin de içinde bulunduğu minibüsle Adıyaman’a doğru yol alıyorduk. Karşı yönden gelen minibüs durdu ve bizim minibüsün şoförüne Kürtçe bir şeyler sordu. Bizim şoför hiç yanıt veremeyince diğer minibüs şoförü de durumu birkaç saniye içinde anladı ve gözlerinde beliren korku ifadesiyle yoluna devam etti. Minibüste bulunan dönemin Tunus Büyükelçisi, “Ben biliyorum, bu iki şoför Arapça konuşuyordu” diye espri yapıp, saniyeler içinde yaşanan sessizlik içinde ne olduğunu anlamaya çalışan minibüsteki yabancı diplomatları güldürerek ortamı yumuşatmıştı.
Bu benim anlattığım olay ne ki.
Yazının devamını okumak için tıklayın.