Referanduma 18 gün kaldı ama vatandaş, meydanlara çıkan siyasiler tarafından paketin detayı anlatılmadığı için tam olarak neye hayır, neye evet diyeceğini bilmiyor. Şimdilerde meydanlarda, PKK ile müzakere yapıldığı iddiaları üzerine odaklanan vatana ihanet tartışmaları olanca hızıyla sürüyor. Hele de MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, PKK konusunda hükümete yönelttiği ağır eleştirileri yok mu, insanın gülesi geliyor. Bahçeli koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcısı iken Bakan olan Mehmet Keçeciler, dün Star gazetesinde yer alan açıklamasında, Öcalan’ı kastederek, “Devlet de görüştü biz idamı kaldırdık,” deyip, MHP liderinin kalesine gol atıverdi.
Türkiye’nin, iyi bir gelecek ve hatta bekası için çözmesi gereken bu en hayati konuda, siyaset cephesinin ne denli kısır bir çekişme içinde olduğunu görmek insanın içini acıtıyor.
Peki, askerî cephede durum nedir?
YAŞ sırasında, hükümetin, siyasi otoritenin başı olarak ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, bugüne kadar kullanılmayan yasal yetkilerini kullanıp, komutan atamalarında ağırlıklarını hissettirmiş olmaları, askerin sivil demokratik kontrolünün sağlanması yolundaki uzun yolculukta, önemli bir demokratik hamle oldu. Ama TSK’nın, kışlasına tamamıyla çekilmesi, siyasi iktidarlar ile parlamentonun bundan sonra atacakları yasal adımlara bağlı. Böyle bir irade henüz muhalefet cephesinde oluşmuş değil.
Dolayısıyla, askerin, demokratik ülkelerdeki silahlı kuvvetler konumuna çekilmesi için daha çok zamana ihtiyaç var.
Ama YAŞ sırasında hükümetin duruşu, demokratik süreçlere ilişkin tünelin ucunda bir ışık yaktı. Yukarıda da belirttiğimiz üzere, askerin kışlasına çekilmesi süreci hemen olmayacak. Dolayısıyla da PKK’nın ilan ettiği ateşkes sürecinde zaman zaman çatışma haberleri almaya maalesef devam edeceğiz, kısa süre önce aldığımız çatışma haberi gibi.
Askerler, kendi varlık sebeplerinin gereği olarak diğer bir deyişle “Biz varsak, varlığımızı hissettirmemiz lazım,” mantığıyla ateşkese rağmen çatışmaları sürdürecekler gibi görünüyor. Hatta askerler, bu süreçte “Kandil’i de vurmak istiyoruz,” talepleriyle hükümetin karşısına çıkabilirler.
YAŞ sürecinde hükümet, demokrasilerde olması gerektiği şekilde varlığını gösterdi ancak henüz askerin kontrolünü sağlamış değil. Durum böyle olunca da ateşkes sürecinde askeri frenlemesi zor alacak gibi görünüyor.
Asker, ateşkes sürecinde inisiyatifi PKK’nın almış olmasından son derece rahatsız. TSK, inisiyatif meselesini “PKK güdümüne girme,” şeklinde algılıyor ve psikolojik olarak bu durumdan hiç hoşnut değil.
Daha önce de yazdığım gibi asker vuruşarak kışlasına çekiliyor. Şimdiki vuruşma alanı da güvenlik meselesi bağlamında terörle mücadele alanında oluyor. Askerlerin, “Biz yurt güvenliği olan alanlardaki sahamıza çekilirken, (vurguları daha net yaparak) PKK bağlamında güvenlik boyutuyla ilgili taleplerimizi iletiyoruz,” demeye başladıkları anlaşılıyor.
Referandum bağlamında ise asker kendisini, çıkacak evet veya hayıra göre konumlandıracaktır. Darbe anayasasında sivilleşme yolunda iyileştirmeler öngören paketin halkoyuna sunulacağı 12 eylülde evet çıkması, TSK’nın da demokratik kontrolünü hızlandıracak önemli bir faktör olacak. Hayır ise bu sürecin savsaklanması anlamına gelecektir.
Şimdilerde yeni komuta kademesinin devir teslim törenleri devam ediyor. Hemen ardından referandum olacak. Sonra da 2011 genel seçimleri. Bu süre zarfında, referandumda oylanacak pakette yer alan unsurlar dışında askerin kışlasına çekilmesini sağlayacak yasal adımlar atılması beklenmiyor.
Unutmadan söyleyeyim, halen TSK’daki tepe noktalarda, demokratik denetimden hazzetmeyen, TSK’nın ayrıcalıklı statüsünün devam etmesini isteyen kuvvetli ekip duruyor.
Demokrasi isteyenlerin durumu çok zor; bir yanda muhalefetin başı çektiği kısır siyasi çekişme, diğer yanda, devlet içinde devlet konumunu ısrarla sürdürmek isteyen TSK.
loglu@superonline.com