Bilmem farkında mısınız ama Türkiye’nin en güçlü ana muhalefet partisi rolünü, perde arkasında hep Silahlı Kuvvetler oynamıştır. Muhalefet partileri, genelde figüran rolünü üstlenmişlerdir. TSK, özellikle AK Parti’nin iktidara gelmesinden bu yana yapılan askerî reformlar karşısında önemli ölçüde mevzi kaybetmekle birlikte iktidarı siyasi otoritelerle paylaşma alışkanlığı sürdüğünden, enerjisinin bir bölümünü de iktidarı nasıl zayıflatabileceği stratejileri üzerine yoğunlaştırıyor. Normal ülkelerde silahlı kuvvetlerin, siyasi içerikli faaliyetleri tabii ki görev alanlarına asla girmez ve bu eylemler suç sayıldığından, işlendiğinde hukuken gereği yapılır. Biz, bu anlamda henüz normal bir ülke olmadığımız için Başbuğ’un, geçen hafta
Habertürk’te yer alan açıklamalarını biraz da, seçim mevziine girdiğimiz mevcut ortama uygun okumakta yarar var. Orgeneral Başbuğ, bir yandan önümüzdeki genel seçimlerde bir MHP-CHP koalisyonuna destek verir görünürken, bu partilerin de TSK ile paslaşmaları olanca hızıyla sürüyor. MHP, ocak ayı başlarında tüzüğüne, TSK’nın yıpratılmasına izin verilmeyeceği mealinde bir ekleme yaparken, CHP de son olarak, askere sivil yargı yolunu açan yasa değişikliğinin, Anayasa Mahkemesi tarafından iptalini sağladı.
Aslında her iki parti de bu uygulamalarıyla, TSK üzerinden seçim hesapları yaparken TSK’yı nasıl yıprattıklarını bile görmek istemiyorlar. TSK zaten hiç görmüyor bu gerçeği.
Gelelim işin halk desteği boyutuna...
TSK komuta kademesi, her darbede halktan destek almaya özen gösterdi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.