2004 yılıydı, vakıfların faaliyetlerinin denetim altına alınması için yapılan yasal düzenleme Meclis’ten geçmişti. Temsilcisi olduğum yabancı askerî dergide yayımlanan bir haberimde, askerî vakıfların, yeni yasal düzenlemede de ayrıcalıklı statülerini korumakta olduklarını yazmıştım. Bu haberime, Milli Savunma Bakanlığı’ndan (MSB), haber İngilizce dilinde çıktığı için yine aynı dilde bir tepki mektubu gelmişti. Dikkat ederseniz tekzip değil tepki diyorum zira bakanlığın karşı yazısında haberimi yanlış çıkartacak hiçbir somut bilgiye yer verilmemişti. Ama bir cümle vardı ki bu karşı yazıda, güleyim mi ağlayayım mı, diye düşündüm kendi kendime. Bakanlık tepki metninin bir yerinde, İngilizce şöyle bir ifade kullanıyordu, ”Military foundation is financed by my beautiful country’s people and with their sacrifices.” Yani Türkçe, “Askerî vakıf benim güzel ülkemin insanları tarafından özveriyle finanse ediliyor.”
Ne alakası var askerî vakıfların ayrıcalıklı statüsünü koruyor olmalarının benim güzel ülkem ifadesiyle. Hadi biz Türkler, bu tuhaf açıklamaları yutuyoruz ama demokratik bir ülkenin dergisi bu ifadeleri yutar mı?
MSB’ye yazdığım yanıt mektubunda, aynen şu ifadeyi kullanmıştım; “Hesap vermekten kaçanlar gizli yaptıkları işleri bir şekilde kamufle ederler. Siz de benim güzel ülkem gibi ifadelerle, vakıf faaliyetlerini kamuoyundan gizlemeye çalışıyorsunuz aslında.” Yanıt mektubuna da askerî vakfın denetimden nasıl kaçtığını gösteren yasal düzenlemeleri iliştirmiştim.
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin geçen pazartesi günü, bana, “Türkiye’de iyi şeyler olmaya devam ediyor,” dedirten kararını okuyunca yukarıda anlattığım deneyimim aklıma geldi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.