Eğitim sistemimiz; bireyleri eleştiriye, tartışarak sorunlarını halletmeye yönlendirmek yerine ezbere dayandırılır. Sorunları tartışarak çözmek yerine soluğu birbirimize hakarette alırız.
Zaten 1980 darbesinden sonra hazırlanan ve bir türlü topyekûn değiştirilemeyen 1982 Anayasası da –sonraki yıllarda üçte biri değişikliğe uğramış olsa da- eğitim sistemimizdeki ezbere dayalı anlayışı perçinlemiş ve insanı insan yapan düşünce özgürlüğü başta olmak üzere birçok temel hak ve hürriyetlerden bizi yoksun bırakmıştır.
Eleştiriyi hakaret sayan anlayışın yasal yaptırımlar biçiminde yansıtıldığı 301 denen kötü şöhretli yasayı bile demokratik hukuk devletine yakışacak biçimde değiştirmeyi beceremedik.
Bugün geldiğimiz noktada halen eleştiri kültüründen yoksun olduğumuz içindir ki devasa sorunlarımızı çözemiyoruz, birbirimize hakaret etmenin ne denli fikir yoksulu bir anlayış olduğunu anlamak bile istemiyoruz.
Nitekim önceki gün akşam, NTV’nin Ergenekon iddianamesiyle ilgili tartışma programında, demokrat çizgide diyebileceğimiz bazı meslektaşların dahi eleştiri kültürünü, ağzımıza sakız ettiğimiz şu meşhur “kurumları yıpratmamak” ifadesi ile eşdeğer görmekte olduklarını tespit etmek üzüntü vericiydi.
Ama şimdi lağvedilen DGM’nin eski savcısı Mete Göktürk’ün aynı programda, bir meslektaşın, kurumları yıpratmama yaklaşımına getirdiği eleştiri yüreklere su serper nitelikteydi.
Savcı Göktürk, “Bizler nasıl belediyeleri yanlış bulduğumuz uygulamalarından dolayı rahatça eleştirebiliyorsak TSK’yı da aynı şekilde eleştirmeliyiz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.