Doğu ve Güneydoğu illerinde, terör olayları nedeniyle 1987’de ilan edilen Sıkıyönetim ve akabinde Olağanüstü Hal durumu, 15 yıl sonra, 2002 yılında resmen kaldırıldı. Ancak, TSK’nın, halen uygulamasını sürdürdüğü “geçici güvenlik bölgeleri,” nedeniyle olağanüstü durum bölgede fiilen devam ediyor. Bu geçici güvenlik bölgeleri, doğal olarak orada yaşayan vatandaşların seyahat özgürlüğünün kısıtlanması dâhil önemli ölçüde hak ihlallerine yol açıyor. Nitekim Ali Karabulut adlı bir vatandaş, köyü geçici güvenlik bölgesi kapsamına alınınca bu kararın iptali için dava açmıştı. Geçen yıl aralık ayında davayı kazanan Karabulut, şimdi artık Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Büyükyurt Köyü Dokuzkaya Mezrası’na gidebiliyor.
Akla şu soru geliyor; “Ciddi bir hak ihlali anlamına gelen geçici güvenlik bölgeleri, bölgede PKK ile devam eden düşük yoğunluklu çatışma gerekçesiyle ilan edilmeye devam edilirken, bir grup örgüt mensubunun sınırdan giriş yapacağı istihbaratını alan güvenlik güçleri, terörist zannedilerek öldürülen ancak sonradan kaçakçılık yaptıkları anlaşılan 35 masum sivil vatandaşın, bir süreliğine söz konusu bölgeden geçişlerine neden yasak getirmedi?”
PKK’nın Suriye uyruklu teröristi Fehman Hüseyin ve beraberindeki kalabalık bir grubun, sivillerin hava akınlarıyla 28 aralık sabaha karşı öldürüldükleri Irak sınır bölgesinden Türkiye’ye eylem için geçecekleri algısı nasıl güçlü bir şekilde oluşturulmuşsa artık, adeta “gözler kararmış,” vatandaşların bir süreliğine bölgeden giriş çıkışlarına ara verilmesi akıl edilmemiş.
“Acaba, hava operasyonları yapılırken, Fehman Hüseyin adı öne sürülerek erken zafer ilan etmek isteyenler mi oldu?, Kimi danışmanları, uluslararası bazı istihbarat servisleri olduğu kuvvetle muhtemel PKK bu işten nasıl bir çıkarım sağladı?,” gibisinden Uludere olayında aydınlığa kavuşması gereken pek çok soru var. Bu sorulara tatmin edici yanıtlar verilmezse Kürt sorunu maalesef daha da ağırlaşacaktır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.